ÖZGÜR MÜSÜN EVLADIM

 

ÖZGÜR MÜSÜN EVLADIM?

 
Yazar: İsmail Ezgü

Bugün iki işim var.

Bunların birisi keyifli bir iş; özlediğim bir arkadaşıma uğrayacağım.

Diğeri ise nefret ettiğim bir iş; devlet dairesinde basit bir işi halletmek için uğraşacağım. Arabamın plakası düşmüş, kaybolmuş. Yenisini almaya çalışacağım.

İstanbul'un karmaşası içinde, trafikte çıldırmazsam ,bugünkü iş programım bu kadar.
Erken evime kavuşursam ilk işim dut ağacından dut yemek, sonra da sararmaya başlayan erikleri toplamaya devam...
Yola çıkarken düşünmeye başladım; önce hangi işi yapayım?
Arkadaş mı? Devlet mi.
Yolum uzun, en az 45 dakikam var karar vermek için.
       Başladım düşünmeye, artık arabayı otomatik pilot kullanıyor  diyebiliriz.
Nerelerden geçtiğimi farketmiyorum hiç...
Dedemin merkebi gibi, benim araba da gideceği yeri biliyor sanki...
Gerçi çok yakındır, arabalar bu hale gelecek.
Binince konuşacağız; "sevgili arabam, doğru şu adrese git. Trafiğin açık olduğu yolları tercih et, ekonomik yakıt sarfiyatı modunu seç."
İnanın ki çok yakında bu arabaları kullanacağız. Belki ben bile görürüm.
.......
Bunları düşünürken birden arabanın sapıttığını ve beni zorla istemediğim yerlere götürdüğünü, dur desem de durmadığını, beni çıldırttığını vs. düşünmeye başladım.
Böyle bir şey olsa artık tam anlamıyla köle olduk demektir ,öyle değil mi?
Peki ben şu an özgür müyüm?
Düşündüm, taşındım ve karar verdim...
Hayır, değilim...
Çünkü ben arkadaşıma gitmek istiyorum ama önce karakola gitmeliyim, çünkü karakoldaki işimin ne kadar süreceğini bilmiyorum. Asık ve bezgin suratlar, şu şu şu evrakları getir, bugün git yarın gel...
  Adına bu yüzden mi "KARA kol" demişler acaba. "Pembe kol" veya "Maviş kol" diyebilirlerdi. Ama illa ki "KARA KOL"
........
Bu duygularla yolu yarılamışken  birden elektrik çarpmış gibi bir hareket yaptım ve içimden " ben özgürüm yaa..." diye haykırdım adeta...
- Önce arkadaşıma gideceğim, beklesin devlet baba.  Bir gün daha plakasız dolaşırım, ne olacak yani? Beni mi kesecekler?
     Ohhh be.. Özgürlük bu işte...
Sevmediğim işe "Yapmıyorum ulen.." diyebiliyor musun? İşte birazcık özgürsün o zaman. Neden birazcık?
Çünkü yarın ya da öbür gün tıpış tıpış karakola  gidecek ve o sevmediğin işi halledebilmek için  mecburen gireceksin o ürkütücü kapıdan... Dua et de güler yüzlü bir memur karşılasın seni...
.........
Bu duygularla arkadaşımın iş yerine vardım. Bagajdan hediyem olan erik poşetini çıkardım. Ellerimle topladım onları, sararmış olanları ayırdım tek tek..
Yeşil ve gevrek olanları seçmeye çalıştım.
Hepsi organik, ne gübre var, ne de ilaç. Yüzde yüz doğal.
İçeri girdim...oh be.. İşte güler yüzlü insanlar... Hepsi de beni görmekten mutlu...
  Arkadaşımın elinde kocaman bir kase...
İçi buz gibi meyvelerle dolu. Ben ona erik poşetini uzatırken o da bana soğuk kiraz ve erik  ikram ediyor. Ama kirazları neredeyse benim eriklerden daha iri..  Erikleri ise elma kadar.
Benim erikler yavru gibi ve biraz da cıvımış.. Çünkü toplamakta biraz geç kaldık.
Olsun, benim eriğim onunkini döver...
Doğal bunlar doğal...
Bizde ilaç yok, bizde gübre yok...Bizde yalan yok...
Almayanı döverim valla...
Özgürüm ben bee..
İstersem döverim adamı...
???
Ne güzelmiş yahu...
Bırakın da bugün özgürlüğün tadını çıkarayım.

 Yarın girerim "karakol" uma...