NEDEN YAZIYORUM

 

 

   Türkçemizde güzel bir deyim var; "SÖZ UÇAR , YAZI KALIR" Bu sözü çok beğenirim , fakat hayatıma hiç yansıtamamıştım. İhtiyarlık dönemime kadar bir şeyler yazma gereği duymadım. Son yıllarda kutsal kitabımız Kuran'ı "ANLAYARAK" okumaya gayret ediyorum. Bundaki amacım "imam" kesilip başkalarına ahkâm kesmek değil, sadece kendi hayatımı daha düzgün yaşayabilmeyi amaçlamıştım.

   Kuran'ı iniş sırasına göre okumaya başladım ve daha ilk cümlelerde takılmaya başladım.

İlk durak 4. satır oldu. "Ellezi alleme bil kalem" = "Ki o kalem ile öğretti"

Kalem ile öğretmek mi? Bugüne kadar "hoca " bildiklerimin hepsi durmaksızın konuşuyordu. Hiç kalemle öğretene rastlamadım.Kalem ellerinde bir aksesuar gibiydi. Hepsi car car konuşuyordu. Eğer kalem ile öğreniliyorsa ; öğretmenlere, hocalara ne gerek vardı? Allah bu ayetle ne demek istiyordu acaba?.. İçimden diyordum ki " var bunda bir şey?" İleriki safhalarda bu duyguyu sık sık yaşayacaktım fakat bu ilk şaşkınlığım olduğu için takılıp kaldım. Ne demek kalemle öğretmek ?

Ben kitaba bakıyorum, kitap bana bakıyor. Moralim bozuk, canım sıkıldı ,şaşkınım... Ben ki 15 yıllık okul hayatımda yüzlerce belki de binlerce kitap okumuşum, İlkokulda bile "Kemalettin Tuğcu" nun bütün kitaplarını yutmuşum. Tommiks, teksas, zagor.. Onları saymıyorum. Elli yaşımdan sonra bu kitabı elime almışım ve henüz ilk satırlarında takıldım kaldım. Kalemle öğretmek ???

    Ve bir anda kitap adeta sopayla kafama vurdu;

" Yahu be Allah'ın kulu! 1500 yıl evvel Allah'ın Resulü gelen vahyi yazdırmasaydı sen bugün hangi kitabı okuyacaktın? Hangi kitabı olacak; "Tevrat" gibi "İncil" gibi yarım yamalak sözlerin akılda kalanlarını ve yapılan bir ton eklemeleri , püklemeleri okuyup "kutsal kitap" diye bağrına basacaktın.

   Eğer İbni Sina öğrendiklerini yazmasaydı acaba sağlık konusunda şimdi nerelerde idik ?

El Cabir yazmasaydı, Da Vinçi çizmeseydi, şimdi biz aynı yerde mi olurduk?

Bugüne gelirsek; Yok edelim kitapları, CD leri, harddisk leri, tüm kayıt cihazlarını...

Ne olurdu halimiz?

İnterneti kesilmiş ergen gibi kalırdık ortada dımdızlak değil mi?

Neymiş; " Söz uçar , yazı kalır" mış. Ohhh be! Elde var bir. Çok şükür.. ...........

   Şimdi de az biraz kıskançlık itirafında bulunmak istiyorum. Eşim Sema dört güzel roman yazdı. Emeğine saygımdan dolayı zaten okurdum, fakat ben bu romanları gerçekten severek çok kısa sürede okudum. Bilahare bu romanlar "Google Play" , "smashwords" ve benzeri sanal ortamlarda yayınlandı. Yaklaşık 200 bin kişi tarafından okundu ve inanılmaz güzel yorumlar aldı.

   Tanımadığımız insanların bu kadar güzel yorumlarına rağmen; çevremizdeki insanların pek çoğu okumadılar ve bazıları okuyamadığını açık açık beyan etmekten çekinmedi. Kimisi "vakit yokluğunu" kimisi "okuma özürlü" olduğunu dile getirdi. Belki bazıları okudu ama "kusura bakmayın, okuyamadım" dedi, bilemiyorum. Yani, kısacası ; mum dibine ışık vermemişti. Fakat uzaklardan gelen yorumlar insana moral veriyor.

   Ben de yıllardır çevremdekilere çeşitli tavsiyelerde bulunurum. Örneğin sigara konusu en çok emek verdiğim konulardandır. Sırf moralleri bozulup sigarayı bıraksınlar diye onlara ağırca laflar söyledim. Mesela; "Akıllı adam sigara içmez." "Mühendis söyleyince bırakmazsın, doktor söyleyince bırakırsın." gibisinden... Sigarayı bıraksınlar diye rüşvet bile teklif ettim. Kimine gömlek, kimine takım elbise... Pek işe yaradığı da söylenemez. Ama birkaç kişinin duasını alıyorum. Bu bile beni mutlu ediyor. Vazgeçmiyorum. Sigara içen birisini gördüğümde en acımasız halimle ufaktan saldırıya geçiyorum. Vazgeçmiyeceğim. .........

   Yani ,kısacası gerçekten bizim mum dibine değil yakınlarına dahi ışık vermiyordu. Ben çevremdekilerle boğuşarak ömrümü bitirirken bizim hanım romanlarıyla dünyanın her tarafında, yüzbinlerce kişiye ulaşmış ve pek çok kişiyi de gerçekten etkilemişti. Bu nasıl oluyor anlamıyorum. En yakınlarıma doğru bildiklerimi anlatabilmek için çırpınıyorum; sanki "kulakları mühürlü" Ankara'dan Sivas'a giden trene binmişler İstanbul'a gittiklerini sanıyorlar. Sen ne kadar haykırsan " yanlış trene bindiniz" desen de onlar " bu tren çok eğlenceli, sen de gelsene" diye beni de çağırıyorlar. Olmuyor , ne yapsan faydasız... Biz bu insanların çoğuyla aynı noktadan yola çıktık. Aynen bir ampulden yola çıkan ışık taneleri gibi... Çıkarken aramızda sadece bir derece fark vardı. Bu açı değişmedi ama zaman geçtikçe yol aldık ve birbirimizden çok uzaklaştık. Öyle ki neredeyse artık birbirimizi göremeyecek kadar uzaklaştık. Biz onların fikirlerine saygılıyız ama onlar bize "uçmuş" gözüyle bakıyor. Halbuki değişim ; olması gereken bir şey. Değişmemiş olmayı marifet sayıyorlar. Bir de Peygamberlerimizi düşünüyorum da.. Neler çekmişler neler... ...................

   İşte bu duygular çerçevesinde; Yazmaya karar verdim.

Yakındakiler sesimi duymak istemiyor. Belki "davulun sesi uzaklara hoş gelir." Ama ben yine de dönüp dolaşıp diyorum ki; Benim esas yazma sebebim: "ALLEME BİL KALEM"