BİR ERİK HİKAYESİ

Bugün taze yaşadığım bir olayı satırlara aktarmak istedim.

 

Mevsim ilkbahar...

 

Bahçemiz yeşillendi. Erikler artık  nohuttan daha irice..

 

   Çocukluktan çıkma yaşlarında 4 delikanlı  sokakta şen şakrak yürüyorlar. Delikanlı dediğime bakmayın ; olsa olsa 13-14 yaşlarında olmalılar.

 

   Biraz önce bahçesinde çalışan yan komşumuzun " ayıp değil mi çocuklar" diye bağırdığını duymuştum fakat ne olduğunu anlamamıştım. Herhalde yaramazlık yapan torunlarına söylemiştir diye düşünmüştüm.. Fakat 4 lü çeteyi görünce komşumuzun neden bağırdığını artık tahmin edebiliyordum.

 

   Bu mevsimde beni  çok rahatsız eden  şey  insanların hiç rahatsızlık duymadan  tanımadığı insanların bahçesine uzanıp meyve çalmaları...Sadece çocuklar değil büyükler de yapıyor.

 

   Ben "çalma" tabirini bilerek kullanıyorum çünkü babam bizi en çok bu tarz çocukluk hatalarına karşı uyarırdı. " çalmanın küçüğü , büyüğü olmaz" derdi.

 

Ben de aynı fikirde olduğum için çocukların erik ağaçlarına musallat olmaları beni çok üzüyor. Esas üzüldüğüm taraf ise anne babaların bunu basite almaları ve bu tür küçük çalmaları " göz hakkı" olarak görmeleri...

   Ne yalan söyleyeyim ; Rahmi Koç un teknesinde de benim göz hakkım var. Sabancının binasında da , Futbolcu Sabri nin hanımına hediye ettiği  bir kaç milyonluk arabada da.. Ne yapmalıyım sizce?

 

Neyse  sadede gelelim.

    Bizim dalton çetesi  ikinci durak olarak bizim eriğe saldırdı.  Bu sene bizim erik ağacı çok az meyve yaptığı için  ucuz atlattı. Bir şey söylememe gerek kalmadan bizim ağaçtan uzaklaştılar  fakat diğer bitişik komşumun erik ağacı bizimki kadar şanslı değildi. Öyle bir saldırdılar ki bir anda yerler kırılan erik dalları ile kaplanmaya başladı. Müdahale etmeyeyim diye kendimi tutuyorum. Sabrım galip gelmişti fakat şansım yoktu. 

Delikanlılardan birisi ceplerini doldurduğu sırada beni farketti.  Klasik sorusunu bana yöneltti; "

   -Amca; şurdan biraz erik alabilir miyiz?"

 

Ne cevap verebilirdim ki?  Zaten cepler dolmuş. 

" Bahçenin sahibine sorman lazımdı,onun yerine  ben izin veremem ki.." diye cevap verdim.

Artık kabuğum çatlamıştı , bir şeyler söylemezsem patlarım. 

" Cepleriniz dolmuş , isterseniz poşet vereyim de ona doldurun" demiş bulundum.Aklım sıra hiciv yaptım.

Çocuk en şımarık ve dalga geçer haliyle " olur abi,  varsa versene" diye aklı sıra beni makaraya aldı.

 

"Allahım bana yardım et, sabır ver" dedim içimden ..

 Peki ne yaptım derseniz aşağıya iki senaryo yazdım.

 

1. senaryo :

 

    Sen misin benden poşet isteyen..Yanımda duran kazmayı kaptığım gibi düştüm peşlerine; 

Hem kaçıyorlar, hem de benimle dalga geçmeyi sürdürüyorlar.

Tahmin edeceğiniz gibi yüz metreyi dahi tamamlayamadım.. Dilim dışarda..

Kalp krizi geçirmekten korktum. Bir yandan da beni gören komşu var mı diye bakıyorum..

Rezil olduk gitti.

 

2. Senaryo:

 

   Sen misin benden poşet isteyen, " gel vereyim" dedim. Sen tilki isen ben de kuyruğuyum.

Hemen cep telefonumu aldım, kamerasını açacağım ama gözlüğüm olmadan ne mümkün.

Bu zıkkım telefonların ekranını   güneşli havada gözlüksüz görmem ne mümkün.

Ben de sanki çekim yapıyormuşum gibi telefonu ona doğrulttum ve beklemeye başladım. Yaklaşıp da çekim yaptığımı farkedince suratı değişti. Sesi de kesildi. Bir şey söyleyecek galiba ama sanki ne söyleyeceğini bulamamış gibiydi.

" Ne oldu?" dedim.

Niye çekiyon amca " diye sordu.

"Hiiiç... Önce babana göstereceğim, yıllar sonra  sen  başbakan olunca da internete koyacağım." dedim.

Konuşma tarzı 180 derece değişti.

 İnternete koyman dert değil , nasılsa başbakan olmayacağım ama bizim peder sorun olur " dedi.

 

Sen nerelisin" diye sordum.

   Gözler renkli ,  ten açık ,  kesin Karadenizlidir . Zaten buraların çoğunluğu ben de dahil Karadenizli değil miyiz? diye düşünüyordum ki ;

" Rizeliyim" demez mi?

"Aha işte... Başbakanımız da Rizeli değil mi? " Pekâlâ sen de olabilirsin" dedim. 

Sanki bizim delikanlı gitti yerine başkası geldi. Kara kara düşünceye daldı. Pederi mi düşünüyor, istikbali mi bilemedim fakat çok derinlere daldı...

 

   Uyandırma işini de ben yapayım diye" Yaklaş bakalım" dedim. Ürkek adımlarla yaklaştı. Cebimden 10 lira çıkardım " Git bununla marketten 2 kilo erik al, arkadaşlarınla beraber doyasıya ye, ama  bundan sonra erik çalmak yok" dedim.

 

"Olur mu amca "  dedi ve  hızla yanımdan uzaklaştı...Paraya bakmadı bile...

 

   Keşke biraz daha kalsaydı. Rahmi Koç un teknesinden de bahsedecektim...

-------------------------------------------------------------------------------------

 

   Hangi senaryonun gerçekleştiğini merak mı ediyorsunuz?

 

   Ne önemi var ?.....