28 Haziran 2016 EKİNCİK
İztuzu sahilinin iç kısmında rahat bir gece geçirdik.
Eşim dün biraz rahatsızlandı. Herhalde biraz midesini üşütmüş.Ya Bir şey dokundu veya yediğimiz dondurmalardan midesini üşüttü. Biz de bu dondurma işini epeyce abarttık.Her seferinde çifter porsiyon yiye yiye midemizi bozduk sonunda. Maşaallah hanım çok dayanıklı. Ağrı eşiği çok yüksek. Ufak tefek hastalıklara aldırmıyor fakat oldukça halsiz kaldı. Bugün onu hiç zorlamak istemiyorum fakat dalyandan çıkıp hemen sağ taraftaki Ekincik koyuna gidebilsek iyi olacak. Sabah çok erken kalkmıyorum. Ben erken uyanıyorum fakat hanımın uykusunu açmamak için ses yapmamaya dikkat ediyorum. Ben akşam çabucak uyuyabiliyorum fakat o kimbilir kaçta uykuya dalmıştır. Fakat ne kadar dikkat etsem de gezinirken çıkan gıcırtılardan uyanıp kalkıyor. Halsizliği devam ediyor.
Hiç vakit kaybetmeden Ekinciğe gitmek üzere yola çıkıyoruz. Yolumuz normalde 1 saatten daha kısa olacak.
Dalyan çıkışında sular sakin fakat dışardan dalga sesi geliyor. Ama korkutucu seviyede değil. Dalyandan çıkışta önüme bir balıkçı teknesi geçiyor. Ben de onu takip ederek sığlıkları kolayca aşıyorum.
Çıktıktan sonra yine kılavuz teknemi takip etmeye devam ederek hemen karşıdaki küçük adanın sağına doğru gidiyorum.
Adayı geçtikten sonra dalgalar kabarıyor. Dalgalar yandan geldiği için bizi sallıyor ve hanımı daha da rahatsız ediyor. Biran önce uygun bir yere varıp hanımı biraz rahatlatmak istediğim için Ekincik merkeze doğru değil de rüzgardan etkilenmeyen körfezin sol sahilindeki koylara yöneliyorum. Körfez dibine doğru gitsem rüzgarı ve dalgaları arkama alacağım için daha hızlı giderim fakat vardığım yerde rüzgarsız bir yer bulamıyabilirim. Hele ki öğleden sonra dalgalar artınca keyfimiz daha da bozulabilir. Bu nedenle tam karşı tarafımdaki uygun bir koyu tercih ediyorum. Saat 7 den önce demir atıyoruz. Kahvaltıyı burada yapacağız.
Halat bağlamak için kıyıya çıktığımda güzel bir sürprizle karşılaşıyorum.
Ağaçların arkasında hayırsever birisi tarafından yapılmış çeşmeden akan suyun sesini duymak beni çok sevindirdi. Bu tür seyahatlerde en önemli ihtiyaçlardan birisi temiz su bulabilmek.
Çeşmenin üzerindeki yazı :
“ MEHMET ALİ İNCE VE EŞİ HAYRINA 1998”
Allah onlardan razı olsun. Musluğu olmayan , sürekli akan bu su buraya ayrı bir değer katmış. Bizim hafızamıza kaydedeceğimiz koylardan birisi olacak burası. Özellikle temiz su bulunan koylar bizim gibi teknesi olanlar için büyük bir nimet.
Burada şunu da acı şekilde öğreniyorum ki bir yerde su varsa orada bol miktarda arı da vardır. Bir tanesi de benim tadıma baktı.
Bir iki gün elim botokslu gibiydim. Fakat dayanılmaz ağrısı olmadı. Bir iki gün kaşındı ve hafif ağrıdı. Burada epeyce arı tecrübesi kazandık. Kahvaltı yaparken arılar bizi keşfetti ve sıcaklar bastırıncaya kadar da tekneyi terketmediler. Akşam üzeri güneş ufka yaklaşınca tekrar tekneyi işgal ettiler. Allahtan kapı ve pencerelerde sineklikler var. Arılardan çok bunalırsak içeriye kaçıyoruz.Akşam yemeği için iki seçeneğimiz var. Güneş batmadan yemek istersek içerde yemek zorundayız. Güneş battıktan biraz sonra arılar kayboluyor. Bundan sonra havuzlukta yiyebiliriz. Fakat bu saatlerde de sivrisinekler mesaiye başlıyor. Biz Riva'dan sivrisineklere alışığız. En kötü ihtimalle sinek kovucu sprey, krem ya da losyon kullanıyoruz sorun çözülüyor.
Burada deniz çok güzel. Öğleden sonra hanım da düzelir gibi oluyor. Birlikte denizin keyfini çıkartıyoruz. Sakin koy bulunca dışardaki dalgalar gündemimizden çıkıyor. Yarına kadar rüzgarı ve dalgayı kafamızdan silip attık, denizin ve çeşmenin tadını çıkartıyoruz. Tüm bidonları dolduruyorum. Hanımda hafif çaplı bir çamaşır yıkama faaliyetine girişiyor. Tuzdan sertleşmiş olan havlularımızı ve diğer birkaç çamaşırı kıyıya çıkarıp çeşme başında köylü güzelleri gibi sudan geçiriyoruz. Serbest akan suyu bulunca kovayı doldurup doldurup kafamızdan aşağı boca ediyoruz. İşte gerçek serinlik bu... İnsan 27-28 derecelik deniz suyunda fazla serinleyemiyor. Hele Köyceğiz gibi 30 derece suda gir çık bir şey farketmiyor. Tatlı ve soğuk suyun keyfi başka...
Yarın kısmetse Fethiye'ye doğru uzunca bir yolumuz var. Hedefimiz olan Kelebekler vadisine 1 günlük yolumuz kaldı. Sorun olmazsa yarın akşama doğru “ bu işi becerdik “ diyeceğiz inşaallah...
Bu duygular ve akşam yemeğinin rehavetiyle bana yine erkenden uyku bastırıyor. Mis gibi çayın kokusunu duymama rağmen yine uyuklamaya başlıyorum. Buralarda hava insanı çok güzel dinlendiriyor. Bazen gece 2-3 gibi dipdiri uyanıyorum. Buralarda 4-5 saat uyku yetiyor. İstanbulda 7-8 saat uyusam dahi böyle dinç uyanamıyorum ve genellikle öğleden sonraları az yemek yememe rağmen uyku bastırıyor. Burada hava da harika...
-----------------------------
29 Haziran 2016 EKİNCİK- FETHİYE- HEDEF TAMAM !
Sabah 6.30 da Ekincik'ten demir alıyoruz. Eşim bugün daha iyi görünüyor. Dünkü dinlenme ona iyi geldi herhalde. Zaten çok dirençli birisi. Benim yorgan döşek yattığım hastalığı o ayakta geçirip yapması gereken işleri tamamlamaya çalışıyor.
Saat 10 civarı Dalaman açıklarındayız.Havamız güzel, fazla dalga yok. Rüzgar da az. Keyifli ve sakin bir seyir sonrası saat 14.30 civarı son hedef noktamız olan Kelebekler vadisine ulaşıyoruz. Sağda solda muhteşem duvar gibi kayalıklar, havada uçuşan yamaç paraşütleri , denizin dibi şahane bir turkuaz renk. İşte hayallerimizin uç noktasına ulaştık. Birşeyler beceren çocuklar gibi herkese mesaj atıp hedefe vardığımızı bildiriyoruz.
Demir atıp etrafı biraz inceleyince duygularım biraz değişir gibi oldu. Sanki yıllarca uzaktan bakıp aşık olduğum kadını yakından görmüş ve hiç te hayalimdeki gibi olmadığı farketmiştim. Tertemiz hatırladığım kelebekler vadisi hiç te temiz değildi. Suyun üzerinde pislikler yüzüyor, dipte ise bol bol şişe ve içecek kutuları var. Hemen önümüzde demir atan küçük sürat teknesinde eğlenen iki Türk delikanlı ve iki yabancı kız ellerindeki şişe ve yiyecek poşetini denize atıveriyorlar. Denize girmekten vazgeçip biran önce buradan ayrılmayı düşünüyoruz. Zaten istesek te burası gecelemeye uygun bir yer değil. Dalgaya açık bir yer.
Kıyıdaki çadırlarda gençler eğleniyorlar fakat halleri biraz garip. Bizim gençliğimizde hippi'ler vardı. Onları andırıyorlar.Sanki hepsi sarhoş gibiler.Bize hiç sarmadı burası. Biran önce gideyim ve hayalimdeki kelebekler vadisi olduğu gibi kalsın. Şu halini sevmedim.
Demir alıp ölüdeniz tarafına doğru yolalıyoruz. Dalgalar oldukça iri fakat çok rahatsız etmiyor. Ölüdeniz civarında demirleyecek yerlere bakıyoruz fakat pek bize uygun bir yer yok. Demirleme ihtimali olan yerler zaten gezi tekneleri tarafından doldurulmuş.
Çaresiz biraz daha kuzey batı yönünde devam ediyoruz. Biraz sonra Gemile adasına vardık ve iyi ki ölüdenizde demir yeri bulamamışız diye düşünmeye başladık. Burası harika bir yer. Gemile plajına yaklaşıp sol tarafa uygun bir yere demir attık. Sonra karaya da halatla bağlanıp tam nefes alacak iken hanımın suratı asıldı bir anda. Birşey oldu herhalde ? Ben halatlarla uğraşırken arkadan gelen bir gezi teknesinden adamın birisi eliyle çıkın çıkın şeklinde ukalaca işaretler yapıp hanımın canını sıkmış.
Bizi taciz edecek kadar yaklaşınca sesli olarak ta uyarılar yapmaya başladı. Burası onun yeriymiş, hemen terketmemiz gerekiyormuş falan filan... Alışık olduğumuz bir davranış şekli..
Ben yadırgamıyorum ve hemen halatı çözmeye gidiyorum. Hanım bana da kızıyor biraz.... Neden bu kadar kolay tamam dediğimi anlayamıyor . Biraz itiraz etmemiz gerektiğini düşünüyor fakat bana son yıllarda birşeyler oldu. Canımı sıkacak şeylerden uzak duruyor ve bundan çok mutlu oluyorum. Hanıma gülerek” takma kafana, herşey de bir hayır vardır “diyorum.Zaten deniz de bulanık falan diye esprilerime devam ettim , o da sakinleşti.
Bu arada demin eşimi sinirlendiren adam gelip teknemiz hakkında birşeyler sormaya başladı. Cümlesi aynen şu;
“ Bana bu tekne güneşten çalışıyor demeyin sakın”
cevabım ; “evet, güneşten çalışıyor.”
“Elektrik mühendisi olduğunuzu da söylemeyin”
cevabım: evet, elektronik mühendisiyim.
“Bana hiç yakıt parası vermiyorum demeyin sakın”
Artık bu soru tarzından sıkıldım,
Cevabım; evet, bir kuruş yakıt parası vermiyoruz. Benzinli motorumuz da yok zaten, sadece elektrik motorumuz var. İstanbul Riva'dan buraya tam 700 mil yol geldik..En az bin mil daha bedavadan dolaşacağız vs. vs.
Ben artık saydırıyorum; bak buzdolabımız da var, yemekleri de elektrik ocağında yapıyoruz, çayı da aynı şekilde elektrikle demliyoruz....
Oh be rahatladım, eşimin intikamını aldım. Adam sorularına aynı şekilde devam etmek istiyor ama artık rahatlamış şekilde inadına motora tam yol verip suları yara yara uzaklaşıyorum. O halâ bir şeyler sorup duruyor. Eşimle birbirimize bakıp gülüşüyoruz.
İkimiz de biraz rahatladık. 5 dakika içinde Gemile adası ile ana kara arasında kalan kanala girdik ve adaya yanaşıp demir attık. Yanımızda çok sayıda iri yarı lüks tekneler var. Demir attıktan sonra birbirimize bakıp bir daha gülüştük. Hanım dedi ki “ iyi ki adam bizi oradan kovdu, burası nefis bir yer”...
Gerçekten öyleydi. Ada zaten harika bir yermiş. Üzeri tarih dolu. En tepede fener var. Herkes akşam güneş batarken tepeye çıkıp güneşin batışındaki enfes manzarayı seyrediyor.
Hanıma dedim ki; “ Herşeyde bir hayır vardır demedim mi ? Bak onlar bizi kovdu, Allah bizi çok daha güzel ve temiz bir yere gönderdi , hem de gece için çok güvenli bir yer.”
Burası ilk anda gördüğümden de daha güzel bir yermiş. Ertesi sabah erkenden adaya çıkıp tepeye kadar yürüdük. Enfes bir manzara. Tarihi patika üzerinde tabelaları takip ederek tepeye, fenerin yanına kadar çıkıyoruz. Yol üzerinde çok sayıda kilise ve diğer kalıntılar var. Tabelalarda her bölüm için bilgiler yazılmış. Bir yandan video ve fotoğraflar çekiyor diğer yandan ağaçlardan keçi boynuzu koparıp yiyoruz. Yukarı çıktıkça manzara daha da güzelleşiyor. Burası tam bir doğal liman ve her doğal limanda genellikle olduğu gibi her yerden tarih fışkırıyor. Gemile adasının hikayesini de internetten arayıp okumanızı tavsiye ederim. Çok ilginç.
Kıyıda bir tabela var, giriş ücreti 8 TL yazıyor fakat etrafta güzel bir kediden başka kimsecikler yok. Biraz etrafa bakınıp kimseleri bulamayınca para vermeden içeri girmiş olduk. Burası ücretle girilen ören yeri imiş.Biz galiba çok erken gelmişiz bu nedenle görevliler ortada yok henüz. Gezimizi bitirip teknemize dönerken halâ ortalarda görevli falan görünmüyordu. Nice vakit sonra motorla iki kişi geldi. Biraz sonra da teknelerden bot ve motorlarla insanlar gelmeye başladı. Herkes bizim gibi sabahçı değil. Gece sabahlara kadar eğlenip sabahın nefis havasını, tertemiz denizini kaçırıyorlar. Görevliler bile saat 11 de mesaiye başlıyor.
Bundan sonra artık tüm koyları gezip koyların tadını çıkarmaya niyetliyiz. Hergün bir koya girsek aylar sonra Bodrum'a dahi varamayız herhalde. Hertarafta nefis koylar var.
Bundan sonra günlük yazmamayı düşünüyorum, çünkü anlatacağım şeyler hep aynı olabilir; nefis bir koy, nefis manzara, belki nefis incir ağaçları(inşallah). Zaten keçi boynuzu ağaçları her yerde var. Hep aynı şeyleri yazmaktansa ; belki hepsini topluca değerlendirip bilahare akılda kalanları, iz bırakan ilginç yerleri yazarım. Ama şimdiden karar verdim ki Gemile adası çok güzel , iz bırakan bir yer. Tavsiye ederim; yolu düşen uğrasın....
Şimdilik hepiniz Allah'a emanet olun.