2016 - 6 BOZBURUN - KÖYCEĞİZ

25 Haziran 2016 BOZBURUN - KÖYCEĞİZ

Sabah 6 da Bozburun'un güney ucundaki Bozukkale'den demir aldık. Hedefimiz Köyceğiz. Nihai hedefimiz Fethiye idi. Bir günlük yolumuz kaldı fakat Dalyan civarında birkaç günlük kaçamak yapıp ondan sonra tekrar esas rotamıza geri döneceğiz.

Haziran ayını seviyorum ,çünkü günler uzun, güneş bol. Erkenden yola çıkabiliyoruz. Geçen seneki seyahatimi hatırlıyorum da; İstanbul boğazını kuzeye doğru aşmaya çalışırken günler geceye eşitlenmişti ve hava nerdeyse tamamen bulutlu idi.

Şimdi ise ne bulut var, ne de yağış. Tam bize göre...

Epeydir hayâl kuruyordum; teknemle Dalyan'a girmeyi ve Köyceğiz gölünde gezmeyi... İnşallah bugün nasip olacak.

Saat 10.30 civarı Kadırga burnunu geçiyoruz. Hava çok güzel.

Hedefimiz direkt olarak Dalyan ağzı.

Saat 13. 30 da Dalyan girişini aşıyoruz. Aşıyoruz dememin sebebi girişte ciddi bir kum sığlığı var. Bazen salmamız dibe hafif sürterek dikkatlice ilerledik. Diğer teknelerin izlediği yolu takip etmeye çalışacağım fakat o sırada hiç bir tekne giriş yapmıyor.

Daha önce bu sığlığı “Google Earth” te incelemiş ve hangi rotayı izleyip içeri girebileceğim üzerine kafa yormuştum.

Uygulamaya gelince bu araştırmalarım gerçekten işe yaradı. Önceden hazırlanmak her alanda işleri kolaylaştırıyor.

Sığlıktan geçerken hızımı epeyce azalttım ve bir yandan derinlik cihazını takip ederken bir yandan da gözümle deniz dibini ve suyun rengini takip etmeye çalışıyorum. Zeminde çok ilginç kum dilleri mevcut. Birisi soldan sağa diğeri sağdan sola uzanıyor. Bu uzantılar arasında bir sağa bir sola giderek mevcut olan 1 mt derinlikteki doğal kanalı takip etmeye çalışıyorum. Gördüğüm kadarı ile büyük tekneler içeri girmiyor ve çıkmıyor. Dışardaki büyük gezi tekneleri yolcularını indirmek için girişin karşısındaki küçük adada yapılmış olan iskeleyi kullanıyor. Yolcularını buradan botlarla kıyıya transfer edip dalyan içindeki iskelede beklemekte olan gezi teknelerine aktarıyor. Burdan sonrasında dalyan içinde çalışan çok sayıda gezi teknesi var.

Burası görülmeye değer bir doğa harikası. İztuzu plajı denizle gölü ayırmış. Nefis bir plaj. Dışarıda dalgalar kıyıyı dövüyor, içeride müthiş bir sakinlik var.

Yavaş ve dikkatli bir şekilde dalyana girdik. İçerde derinlik 2-3 mt civarında. Bizim için hiç sorun oluşturmuyor. Manzara müthiş. Sağ tarafımız denizle gölü ayıran kumluk. Her taraf kanallar ve etrafını saran sazlıklar.. Yavaş yavaş ilerleyerek görüntünün tadını çıkartıyoruz. Biz bu manzaraya biraz aşinayız. Evimizin olduğu Riva'daki dere de aynı şekilde sazlık bir yer fakat orada düz sayılabilecek tek bir kanal mevcut. Riva deresinde 1 saat süren tekne gezileri yapabiliyorduk.Burada ise kıvrılarak sağa sola giden çok sayıda kanal var. Dar kanallara girip kaybolmak ta var. Navigasyon cihazı burada da işimize yarıyor.

Kanalda biraz yol aldıktan sonra bir kapıdan geçiyoruz. Bu kapı içerdeki balıkların dışarıya kaçmasını engellemek amacıyla yapılmış.

Sık aralıklı çit gibi bir mekanizma. Teknemiz yaklaşınca mekanizmayı kumanda eden görevli güler yüzle hoşgeldiniz diyerek çiti suyun içine yatırıyor ve durmaksızın içeriye giriyoruz. Ardımızdan hemen sistem tersine çalışıp çit ayağa kalkıyor.

Dalyan turistik açıdan son derece popüler bir yer. Yüzlerce gezi teknesi var ve sürekli hareket halindeler. Sert virajlarda aniden karşımıza çıkıveriyorlar. Rüzgar kuvvetli ise bu karşılaşmalar bizi tedirgin ediyor. Fakat karşımızdaki kaptanlar çok tecrübeli. Hiç sorun yaşamıyoruz. Hepsi de yaklaşık 5 mil hızla gidiyorlar. Sanırım yetkililer burada hız limiti koymuş .

Özellikle yabancı turistler Dalyan'a ve gezi teknelerine çok rağbet ediyorlar. Bize göre oldukça yoğun bir yer fakat daha sonra görüştüğümüz kişiler bu sene işlerin kesat olduğunu, Rusya ile uçak krizi ve diğer faktörler nedeniyle turist sayısında önemli azalma olduğunu söylediler.

Dalyanı teknemizle gezmek bize ekstradan keyif verdi. Bol bol fotoğraf çekip arkadaşlarımızla paylaştık, videolar çektik. Dalyan'ın kıyıları estetik açıdan oldukça güzel. Manzara içimizi açıyor. Çevredeki binalar gözümüze batmıyor. Hepsi yeşillikler içinde ve bol çiçekli. Beni rahatsız eden tek şey tabelâ kirliliği ve her yerde şahit olduğum çöpleri suya atma hastalığı.

Buralar tam yaşanacak bir yer. Ama ben bir yerde uzun süre kalmak istemiyorum. İhtiyarlık çağımda içimdeki seyyah ruh hortladı sanki. Her gün farklı bir manzara seyretmek istiyorum. Köyceğize doğru devam ediyoruz. Gölün en dipte batı kıyısında küçük bir ada var. Saat 16.30 gibi adanın arkasında demirliyoruz. Etraf sazlık. Çevrede sandalla balık tutanlar var. Ben de balık tutmaya niyetlendim. İnanılmaz bir şey. İki tane kefal yakaladım. Bir tanesi oldukça iri. Akşam yemeğimiz çıktı. Çok zevkli bir şey. Suyun üzerinde yaşamak ve sudan karnımızı doyurmak..

   Bu seyahat boyunca sıcaktan hiç şikayetçi olmadık. Deniz üzerinde herzaman serinlik var. Fakat burada hava biraz bunaltıcı. Göl suyunun sıcaklığı 30 derece. Denemek için yüzdüm, fakat serinlemek bir yana daha da bunaldım. Allah'tan burada öğleden sonraları hep rüzgarlı. Dalyan tarafından kuvvetli rüzgarlar geliyor. Coğrafyanın sağladığı bir avantaj bu.  Daha sonra tanıştığım birkaç Köyceğizliden de  duydum ki; bu rüzgar olmasa burada yaşanmaz diyorlar.

İstanbuldan yola çıktığımdan beri bir kaç kere teknenin arkasından olta attım fakat hep poşet yakaladım. Bir keresinde de oltanın uç kısmı komple gitti. Belki büyük bir balık aldı götürdü.

İki kefalin verdiği moralle iftarımızı keyifle yaptık ve genellikle olduğu gibi erkenden derin uykuya daldım.

-------------------

26 Haziran 2016 KÖYCEĞİZ 2. GÜN

Dalyan ve Köyceğizin güzelliği bizi etkiledi. Hemen dönmeyip buralarda biraz daha kalmaya karar verdik. Bugün Köyceğiz'de karaya çıkıp köyü gezelim, alış veriş yapalım, dondurma yiyelim istiyoruz.

Sabah sakin gölün üzerinde ağırdan alarak keyif dolu bir kahvaltı yapıyoruz. Nasıl olsa bugün alışveriş yapacağız eldeki malzemeleri bitirsek de sorun değil. Bulunduğumuz yerden demir alıp yarım saat kadar gittikten sonra merkeze yakın bir yerde sahile yaklaşıp demir attım. Teknemiz kıyıya 10-15 mt kadar yakın. Buradan sahile botla çıkıp botumuzu beton duvar şeklinde olan sahile bağlayıp alışverişe gidiyoruz. Hiç acele etmeden köyü biraz dolaşıp ardından alışverişimizi yapıyoruz. Elimizde poşetler ve bir de tekerlekli pazar arabası ağzına kadar dolu. Botun yanına ulaştığımızda biraz şaşırıyoruz. Biz çıkarken çok sakin olan göl oldukça azmış. Deniz tarafından oldukça kuvvetli rüzgar geliyor. Bu gölden hiç beklemediğimiz büyüklükte dalgalar kıyıdaki betona vurup bizim botun içini ,yarısına kadar doldurmuş. Biraz tatsız bir durum. Ben bota atlayıp suyun büyük kısmını boşaltıyorum ama ben boşaltırken bir yandan dalgalar yine doldurmaya çalışıyor. Kıyıda bu iş olmayacak deyip botu çözerek tekneye doğru gidiyorum. Bota çarpan dalgalar beni sırılsıklam etti. Suyun çoğunu boşaltınca tekrar kıyıya yanaşıp eşimin yanındaki malzemelerin çoğunu bota almayı başardım fakat botun içi yine epeyce su doldu. Eşyaları bota aktarıp yine suyu boşalttım ve kıyıya gidip eşimi almayı deniyorum fakat pek mümkün olmadı çünkü onun elindeki çantada telefon, video gibi cihazlar var. Doğrusu onların ıslanması riskini göze alamıyoruz. Hanım da ıslanmaktansa biraz beklemeyi göze alıyor. Böylece ben teknede o kıyıda bir saat daha bekliyoruz. Eşim tekrar çarşıya gidip biraz daha alışveriş yapmayı teklif etti. Nasıl olsa beklemedeyiz. Alışverişe gitti ve pazar arabasını tekrar doldurarak 1 saat kadar sonra kıyıya geldi. Bu arada biz dalgaların ve rüzgarın azalmasını bekliyorduk fakat tam tersine daha da arttı. Rüzgardan dolayı demir tarama riskine karşı ikinci çapayı da attım. Köyceğiz gölü bize hırçın yüzünü gösteriyordu.

Ben teknede hanım kıyıda biraz daha bekledik fakat bu böyle olmayacaktı.

Biraz ilerdeki limana kadar gidip eşimi ordan tekneye almaya karar verdik. Gezi teknelerinin bulunduğu küçük limana girmeyi tercih etmedim çünkü tamamen dolu görünüyordu ve ben dar alanda tek motorla rahat manevra yapamıyacaktım. Kuvvetli rüzgar altında zaten tekne istediğimiz hareketleri yapmakta zorlanıyor. Ön sol lastiği patlak araba gibi, sol tarafa kolay dönüyor, sağ tarafa dönmemek için direniyor. Halbuki çift motorla ne kadar rahat manevra yapıyordum. Olduğumuz yerde tekneyi çevirebiliyorduk. Şimdi kısmen özürlü gibiyiz. Rüzgarlı denizlerde bu durum daha da can sıkıcı oluyor.

Eşim karadan ben denizden ilerliyerek biraz daha uzaktaki barınağa varıyoruz. Fakat bu balıkçı barınağı garip şekilde birkaç teknenin işgali altında. Girişte sol tarafta rahatça girebileceğim iki ayrı rıhtım var. İçerde müsait yerler de var fakat girişe bağlanmış olan tekneler sanki bilerek karşıya da halat bağlamışlar, böylece rıhtıma başka teknenin girmesini engellemişler. Sanki bilerek yapılmış bir şey gibi görünüyor. Muhtemelen yabancı tekneler giremesin diye yapılmış uyanıkça fakat deniz ahlakı düşünülmeksizin yapılmış bir davranış. Girişin tam karşısında küçük teknelerin yanaşabildiği bir alan var, muhtemelen çok sığ olduğu için sadece çok küçük tekneler girmiş. Tam bize göre bir yer var fakat sığlık korkutuyor beni. Soldaki rıhtımın ucundaki beton zeminden eşimi alabileceğimi düşünerek zor da olsa oraya yanaşmayı denedim. Tam bir metre kala denizin içinde betondan çıkan ve su altından teknenin bordasına doğru uzanan inşaat demirlerini farketmemle tornistan yapmam bir oldu.

Eğer bu demirlerin ucu tekneye temas etseydi anında gövde yırtılır ve su almaya başlardık.Fiber tekne için tam bir tuzak. Bu tehlikeden biraz uzaklaşınca bu sefer salma dibe saplandı. İlginç şekilde tam ortada anormal bir sığlık var. Rüzgar zaten bizi dip taraftaki sığlığa sürüklüyor, sol tarafta demirden yapılmış katamaran tarzı bir vinç duruyor. Ona sürtersek yine hasar göreceğiz. Rüzgar bir yandan, sığlık bir yandan , acemilik diğer yandan.. Çaresiz demir atarak tekneyi düzeltmeye ve dip tarafta beğenmediğim sığlıktaki teknemizin ancak girebileceği yere yanaşmaya çalıştım. Bu arada salmadan sürtme sesleri geliyor ve teknenin ilerlemesini engelliyor. Ben motor ve dümenle, eşim kakıçla kontrol etmeye çalışırken aşırı rüzgar da bizi istemediğimiz taraflara sürüklemeye ve çevirmeye çalışıyor. Zor bela yandaki vinçe bir halat bağlamayı başardım. Bu sırada kıyıdan durumu gören birkaç kişi halatımızı alıp bağlayıverdi ve teknenin burnunu beton rıhtımdan korumaya çalıştılar fakat teknenin burnunu ben tutarım diyen arkadaş hiç bir şey yapmadan sadece “ses var görüntü yok” moduna girince teknenin burnu betona vurarak hafif hasar oluştu. Ben koşup yetişmesem arkadaş halâ ben hallederim deyip duruyordu.

Yaşadığım durum buz üzerinde arabayı dar bir alana park etmek gibiydi. Oldukça zorlandım. Aşırı rüzgar altında yaptığımız bu işler benim için iyi bir tecrübe oldu. Aldığım en önemli ders; kıyıdan yardım edenlere çok güvenme ! , başkasının yaptığı düğümü mutlaka kontrol et!

Tam yerleştik rahata erdik derken kıyıdaki bir teknenin sahibi gelip biraz sonra burdan çıkmalısınız demez mi? Vinç gelecekmiş, tam bizim yerleştiğimiz yerden teknesini indireceklermiş. Vinç ne zaman gelecek diye soruyoruz. Bir saat kadar vaktimiz varmış. Başka indireceği yer yokmuş , teknemizi çıkartmamız gerekiyormuş. Söyleyiş tarzı çok mu iticiydi, yoksa durumun sıkıntısından bana mı öyle geldi bilmiyorum. Yanaşırken çektiğimiz sıkıntıyı gördüğü halde bu kadar yukardan ve otoriter bir tarzda konuşması keyfimizi kaçırmak için yetmişti. Genelde tüm barınaklarda dışardan gelen tekneye davranış tarzı bu şekilde suratsızca oluyor. Denizde ise yelkenli tekne sahipleri tam tersine her türlü durumda birbirlerine yardımcı olmaya çalışıyor. Biz de ; aynı şekilde , elimizden gelen ne varsa yapmaya çalışırız.

Ümidimiz bir saat içinde rüzgarın azalması; çünkü hergün benzer tablo oluyormuş. Saat 19 gibi rüzgar hafiflemeye başlıyor , gece ise sakin geçiyormuş. Bir saat daha geçti fakat rüzgarda değişme yok. Bir yandan da gözüm kıyıda ; gelecek vinci gözetliyorum. Bu arada tekneyi indirecek kişi sürekli telefon görüşmeleri yapıyor. Anlayabildiğim kadarıyla vinç operatörü ile konuşuyor. Biraz sonra genç bir delikanlı bize doğru gelerek vincin bu akşam için iptal olduğunu, gece burada kalabileceğimi söyledi. Dualarımız kabul olmuştu. Her sıkıntının yanında bir kolaylık olduğuna bir kez daha inacım pekişti.

Tekneyi garantiye almanın rahatlığıyla kıyıya çıkıp iftarımızı köydeki bir lokantada yapıyoruz. Sahilde yürüyüşten sonra huzurlu bir uyku. Çok şükür bugünü de kazasız belasız atlattık. Bu rahatlıkla çabucacık uykuya dalıyorum.

-------------------

27 Haziran 2016 KÖYCEĞİZ-DALYAN 3. GÜN

Geceyi Köyceğiz barınağında geçirip sabah erkenden etrafta kimseler yok iken sorunsuz şekilde ayrıldık. Dün gece geç saatlerde bir otomobilden gelen müzik sesi beni uyandırdı. Kıyıda , bizden yüz metre kadar uzakta gençler eğleniyor. Arabanın kapılarını açmışlar, müzik bangır bangır... Biraz sonra küfürler gelmeye başlıyor, ardından koşuşturma , kavga... Klasik içki neticeleri.Biraz önce “can ciğer kuzu sarması” olan arkadaşlar kafayı bulunca öldüresiye yumruk sallamaya başlıyorlar. Gençlerden birisi kaçarak kendini kurtardı fakat küfürler ardından da devam etti. Neyseki yarım saate kalmadan araba buradan ayrıldı da uykumuza devam edebildik.

İşte bu nedenle biz insanların, tesislerin olmadığı ıssız koyları tercih ediyoruz. Nerede insan(!) orada huzursuzluk...

Göl akşamın tersine çarşaf gibi. Dalyan kıvrımlarının güzel manzarasına doğru sakin suda seyrediyoruz. Gerçekten muhteşem bir doğa. Yaradan özenmiş...

Teknelerin gürültüsü ve eksoz dumanı da olmasa ne güzel olurdu.

Bizimki gibi solar tekneler tam buraya göre. Bu işi düşünmeli. Duyduğuma göre devletimizin de dalyanlar için böyle bir projesi varmış. Zaten Dalyanda gördüğümüz tekneler de bizden hızlı değiller. Herhalde hız sınırlaması var. Hiç birisi 5 milden fazla sürat yapmıyor. Bizim teknemizin de ideal hızı 5 mil civarı.Tam bizim tekneye uygun bir ortam. Ses yok, titreşim yok, eksoz kokusu yok, yakıt masrafı yok, sintine kirliliği yok,yağ yok, mazot yok..Ne güzel olur.

Dalyanı geçip kontrollu kapıdan çıktıktan sonra dümen sistemimizde bir sorun çıktı. Hemen çapa atıp bu dar kanalda geçen teknelere engel olmamak için kıyıya yanaştık. Dümen telinden kaynaklanan sorunu gidermiştim ki yanımıza kıçtan takma motorlu bir bot yanaştı. Üzerinde “... bakanlığı iç sular denetleme” gibi birşeyler yazıyordu. Ben hatırımı sorup bize yardım teklif edecek sandım. Maalesef burası Türkiye.. Resmi üniformalı kişiler genellikle sorun çözmezler, sorun yaratırlar.

Adamın niyeti bizi fırçalamakmış.

Anlattığına göre bizimki gibi dışardan gelen teknelerin dalyana girmesi yasakmış. Valilikten özel izin gerekiyormuş.Bilmiyorduk, girişte ya da herhangi bir yerde bunu belirten hiç bir yazı, tabela vs. görmedik. Bu yasakta burnuma rant kokusu geldi. Dışarıdan hiç bir tekne gelmesin ki buradaki yüzlerce gezi teknesi ekmek parası kazansın di mi?

Ayrıca bu bölgede kıçtan takma motor kullanmak zaten külliyen yasakmış.Adamın kendi kullandığı tekne de kıçtan takma halbuki.. Oldukça da güçlü bir motoru var.

Ben yine de adama tüm saflığımla; bakınız memur bey; bizim teknemiz güneş enerjisiyle çalışıyor, yani elektrikli bir tekne, çevreyi hiç kirletmez ,bizim teknemiz bir Ar-Ge çalışması sayılır ,devlet te bu tür projeleri gerçekleştirmek istiyor falan dedim ki demez olaydım. “Sizin böyle bir denemeyi burada yapmak için izniniz var mı? diye sormaz mı? Ben de söz bitti. Sadece; İzin gerektiğini bilmiyordum diyebildim.

Bu seferlik bizi sadece uyardığını, bir daha görürse çok ciddi ceza keseceğini söyledi. Biz de zaten çıkışa doğru gitmekte olduğumuzu, bir daha da gelmiyeceğimizi söyledik. İçimden de “ sizin olsun Dalyan da Köyceğiz de.. “ diyerek yolumuza devam ettik. Gerçekten bu davranış beni Köyceğiz'den soğuttu. Halbuki ne hayaller kurmuştuk. Göl kıyısında bir tarla hayaliyle emlakçıları dolaşmıştık.

Memur bey bizden ayrılınca motorunun gücünü gösterircesine gaza bastı ve kanalın kıyısındaki sazlar , çarpan dalgalarla uzun süre sallandı durdu. Ardından biz de toparlanıp yolumuza devam ettik.

Artık çevrenin güzelliğine, kaya mezarlarının asaletine falan bakmıyorum. Kafam çıkışa varmakta...

İztuzu kumsalına geldiğimizde bakıyoruz ki dışarda deniz çok dalgalı ve rüzgarlı. Aslında ; dışarı çıkabilsek yakındaki Ekincik koyuna gidip rahatımıza bakacağız. Fakat bu dalgada dalyanın çıkışındaki sığlık bizi zorlayabilir. Dalga varken dibe sürtmek daha büyük olasılık.Rüzgar da cabası...

Hiç kendimizi zorlamayıp kıyıdaki tek ağacın önüne demir attık. Ayrıca çoğunlukla yaptığımız gibi kıyıya da halatla bağlandık. Bulunduğumuz yer sakin fakat kıyının diğer tarafından dalgaların uğultusu geliyor. Akşama epey vakit var. Sahile çıkıp denize kadar yürüdük. Dalgalar sahili dövüyor, kıyıdan seyretmek te çok zevkli. Denizdekiler için ise durum biraz sıkıntı verici. Öğleden sonraları genellikle hep aynı. Sabahlar ise çok sakin.

Kıyıda çok güzel pembe zakkumlar var. Nefis bir görüntü. Zakkum tohumları dibine dökülmüş ve çok sayıda zakkum fidesi büyümeye başlamış. Bazıları suyun nerdeyse içinde büyümeye çalışıyor. Tuzlu suda yaşam savaşı veren minik fidelerden birkaçını söktüm ve plastik bardaklara diktim. Yaşatabilirsem bu fideleri büyüteceğim. Yaşarlarsa nereye dikmek nasip olacak bakalım?

Hava kararırken, Dalyan ve Köyceğiz'in güzelliklerini düşünüyorum. Keşke şu resmi görevli de olmasaydı. Keşke biz de resmi görevlileri görünce içimiz kararmasa. Onları görünce gönlümüz açılsa. İnşaallah o günleri de görürüz. Bazen çok iyi davrananlar da yok değil. Ama farklı türden bazıları da bizi hayattan küstürüyorlar. Allah beterinden saklasın.

Bu duygularla sakin bir gecenin koynunda uykuya dalıp gidiyorum.