22 Haziran 2016 DİDİM - BODRUM
Sabah saat 8 de Didim'den yola çıkıyoruz. Hedefimiz Bodrum.
Saat 11 gibi Yalıkavak'tan geçiyoruz. Rüzgar şiddetlendiği için normal hızla ilerliyemiyoruz.
Saat 14 civarı Akyarlar'a demirledik.
Turgutreis önlerinde dalgalar bizi oldukça yordu. Bu nedenle gözümüze kestirdiğimiz ilk koy olan Akyarlar bize cazip geldi. Akyarlarda demirlemeye uygun iki koy var, biz güneye açık olan birinci koyu tercih ettik. Doğuya açık olan ikinci koyun demirlemek için daha da uygun olduğunu sonradan öğrenmiş bulunuyoruz.
Koyun girişinde soldaki yarımadaya yerleşmiş olan tatil köyü mimarî açıdan nisbeten hoşumuza gitti. Sağ tarafta daha büyük bir lüks otel var. O da çevre uyumu açısından gözümüzü rahatsız etmedi. Bunları söylememin sebebi; Bodrum yarımadasının tamamında gözümüze çarpan otellerin genellikle çevreye uyumsuz, kaba saba , gösterişli binalar olması. Bu koydaki görüntü bu nedenle hoşumuza gitti.
Eşim mimar olduğu için biz gezdiğimiz yerlerdeki göze batan binalarla estetik açıdan ilgileniyoruz. Bunlar bizim için sohbet konusu olabiliyor.
Gecemiz sakin geçti. Buna benzer otellerin ve tesislerin olduğu koylarda genellikle aşırı gürültü gecenin geç saatlerine kadar rahatsız edici olabiliyor. Burada rahat bir uyku çektik.
-------------------
23 Haziran 2016 BODRUM – DATÇA ( Knidos)
Sabah 7.30 da Akyarlar'dan ayrıldık. Hedefimiz Datça yarımadasının en uç kısmındaki Knidos'a varabilmek. Daha önce karadan Knidos'a gitmiş ve tekne ile bu güzel tarihi koyda olabilmeyi hayal etmiştik.
İnşaallah bu gün bu hayalimizi de gerçekleştirebileceğiz.
Daha ileri gitmeyi bu nedenle düşünmedik. Diğer bir neden de Knidos'tan sonra Datça sahillerinde sığınılacak ve demir atılacak fazla seçenek olmaması. Knidos'un güneyi Akdeniz kabul ediliyor. Ne de olsa açık deniz... Şakası olmaz. Her ne kadar meteorolojiyi takip etsek te bazen onlar da hata yapabiliyor. Öğleden sonra gelecek dedikleri fırtına 5 saat önce sabahtan gerçekleşebiliyor. Adı üstünde; “meteorolojik tahmin.” Asla %100 garanti değil.
Acemilikten dolayı Midilli açıklarından geçerken Yunan karasularına girmeyelim diye ince hesaplar yapmaya çalışmıştım. Ben uzaklardan geçerken pek çok teknenin adaya çok yakın geçtiğine şahit oldum. Daha sonra araştırdım ki; biz de yakından geçebilirmişiz. Denizcilikte “innocent passage” yani “ masum geçiş” veya “zararsız geçiş” diye bir kural varmış. İç sulara, koylara girmeden, demir atmadan Yunan adalarının yakınından geçebiliyormuşuz. Bunu öğrendiğim için Kos adasına oldukça yakın geçiyorum. Siz yakın dediğime bakmayın yarım milden fazla yaklaşmıyorum. Bizim koca koca balıkçı tekneleri benden daha yakın geçiyorlar. Geçerken Yunan köylerini seyretmek de ayrı bir güzellik oluyor. Keşke ilişkilerimiz daha sıcak olsa da komşuluğun tadına varabilsek.
Kos adasını geçerken kıyıda toprak üzerinde oluşturulmuş çok büyük bir yunan bayrağı figürü gözümüze çarpıyor. Uzaktan beyaz bir çarşaf gibi görünmüştü fakat yaklaşınca bunun bir bayrak olduğunu anlayabildik. Yunan bayrağı mavi beyaz çizgilerden oluştuğu için uzaktan bakınca beyaz renk maviyi boğmuş ve bayrağın tamamı beyaz gibi olmuştu.
Knidos feneri yakın gibi görünüyor fakat karşıdan gelen rüzgar ve dalgalar bizi yavaşlatıyor. Hava çok berrak olduğu için feneri çok uzaktan görebiliyoruz. Yakın gibi görünen fenere ulaşmamız oldukça zaman aldı. Saat 11 civarı ancak fenere ulaştık. Buruna yaklaştıkça rüzgar ve dalga arttı. Ben bu çaptaki dalgalardan hiç tedirgin olmuyorum. Gerekirse teknenin yönünü biraz çevirip dalgadan en az etkilenecek şekilde gitmeye çalışıyorum. Fakat eşim yarım metreyi aşan her dalgada tedirgin oluyor. Onun esas korkusu ikinci motorun da bozulup uygunsuz bir yerde bizi sıkıntıya sokması. Bu ihtimal beni de düşündürmüyor değil. Alman motora güvenim kalmadı.
Yine de sorunsuz bir şekilde Knidos burnunu dönüyoruz.
Koya yaklaşınca dalgalar etkisini kaybediyor ve eşim video çekimi yapmaya başlıyor. Dalgalı denizde video çekmek pek aklımıza gelmiyor. Ben sürekli dümenle uğraştığım için, eşim de gözünü denizden ayırmadan pür dikkat beni ve teknenin yönünü takip ettiği için video ile uğraşamıyoruz. Hatta ; bazen başka bir şeyle ilgilenip gözümü denizden birazcık ayırdığımda tekne hemencecik burnunu yanlış tarafa çeviriveriyor. Bu durumda eşim hemen beni uyarıyor.
Seyahate çıkmadan önce özellikle “uzaklar 2” nin dünya seyahati videolarını seyretmiştim.Çok profesyonel olan“Osman Atasoy kaptan” ve yol arkadaşı da Horn burnundan Antarktika'ya geçerken fırtına nedeniyle video çekmeye fırsat bulamamışlardı. Biz 1,5 mt lik dalgalarda çekemedik , onlar hertaraftan tokat gibi gelen 10 mt lik dalgalarda nasıl gidebildiler inanılmaz bir şey.. Helal olsun demekten başka bir şey aklıma gelmiyor. Biz bir kaç aylık yaz dönemi seyahatimizde dahi zorlanıyoruz. Onlar yıllarca süren dünya seyahatini büyük bir başarıyla tamamlayıp bir de Antarktika'ya uzanıverdiler ! Acemi ile usta farkı. Bilenle bilmeyen hiç bir olur mu?
Pek çok arkadaşım bizim bu seyahatimizi korkutucu buluyor. Yola çıkarken bize vazgeçin diyenler dahi oldu. Fakat şu ana kadar edindiğim sınırlı tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki; bizim yaptığımız bu seyahatin riski İstanbul'da Beyoğlu'nda ya da Bağdat caddesinde yarım saat yürümekten daha az riskli. Emin olun gerçek bu. İnanmıyanlar araştırsın; son bir yıl içinde Ege sahillerinde bizim gibi teknesiyle seyahat eden ve bu nedenle hayatını kaybeden kaç kişi var? Bir de Beyoğlu'nda veya Bağdat caddesinde bıçaklanan, kafasına cam düşen, duvar çöken, ya da şımarık gençlerin arabalarının altında kalan kaç kişi hayatını kaybetmiş ?
Eğer Sadun Boro üstadımız sadece pusulası ile 1960 lı yıllarda 10 mt.lik Kısmet'le dünya seyahatini gerçekleştirmeseydi , bugüne kadar teknesiyle dünya seyahati yapan vatandaşlarımızın kaç tanesi buna cesaret edebilirdi?
Biz Akdeniz'e ulaşmayı marifet sayarken adamlar Amerikayı keşfedip kutuplara dahi sahip oldular, biz halâ Piri Reis'le , Barbaros Hayrettin paşa ile övünmekten başka bir şey yapmıyoruz...
...................
Knidos harika bir yer. Tarihle aram pek iyi değildir. Genelde geçmişe değil geleceğe bakmak hayat tarzım olmuştur ,fakat burası büyülü bir yer. Dağlar taşlar konuşuyor.Her taraf tarih dolu.
Bu enfes ortamda yüzmek, balıkları , tekneleri seyretmek, tarihin içinde gezinmek çok çok güzel. Denizin dibi bile tarih dolu...
Sahilde gezintiden sonra akşam yıldızları ve etrafı seyrederek sakinliğin tadına varıyoruz. Çok şükür Akdeniz'e kavuştuk.
--------------------
24 Haziran 2016 KNİDOS- BOZBURUN
Sabah 6.30 gibi Knidos'tan ayrılıyoruz. Deniz çok sakin.
8.30 civarı Palamutbükü açıklarındayız. Sakin ve keyifli bir seyahat yapıyoruz. Rüzgar zayıf fakat karşımızdan geliyor.Akdeniz bu güzel hava ile bize hoş geldiniz diyor sanki..
Saat 12 civarı Simi adasının yanından geçiyoruz. Adaya oldukça yakın geçiyoruz. Uluslararası sularda hiç tecrübemiz olmadığı için Simi adasının güneyinden geçmeye cesaret edemiyoruz. Yanımızda pasaportlarımız yok. Bu acemilikle bir de Yunan polisiyle uğraşmak istemiyorum. Biraz yolumuzu uzatsa da biz adanın kuzeyinden dolaşıp Bozburunu geçmeye çalışacağız.
Simi adasını geçtikten sonra dalgalar kabarmaya başladı fakat yine de rahatsız edecek kadar değil. Keyifli seyahatimiz devam ediyor. Bozburun şehir merkezine girmeden güneydeki burnu dönüp Bozukkale veya Serçe koyuna varmayı planlıyoruz. Güneş güzel, rüzgar zayıf ve dalgalar da iyi sayılır. Bu güzel şartlar altında hiç zorlanmadan saat 15 gibi Bozukkale'ye yaklaşıyoruz. Koyun girişi uzaktan hiç farkedilmiyor. Son yarım saat içinde rüzgar ve dalgalar bizi zorladığı için biraz daha ilerdeki serçe koyuna kadar gitmekten vazgeçip bozukkale koyuna girmeye karar veriyoruz.
Koyun girişinde sol taraftaki tepelerde tarihi duvarlar dikkatimizi çekiyor. Genellikle bu tür doğal limanlar aynı zamanda tarihi yerleşimlere evsahipliği yapmışlar. Bir önceki durağımız Knidos ta benzer şekilde önemli bir tarihi yerleşim yeri imiş. Pek çok doğal limanda bu özelliği görüyoruz. O zamanlarda tek ulaşım şekli denizcilik olduğu için yerleşim yerleri hep kıyılarda ortaya çıkmış.
Koya girdikten sonra daha da emin olduk ki burası önemli bir tarihi yerleşim imiş. Koy oldukça derin ve çok sayıda tekne barındırıyor. Koyun girişten itibaren sol sahili demirlemek için uygun. Sağ sahil biraz dalgaya açık olduğu için tekneler sol tarafı tercih ediyor. Pek çok yekenlinin yanaştığı iskelenin sahibi olan lokantalar da mevcut. Bizim teknemiz küçük olduğu için koyun dip taraflarında nisbeten sığ olan bir yere demirliyoruz. Diğer tekneler çok sığ olan yerlere yaklaşamadıkları için dip kısımlar genelde bizim oluyor.
Demirlediğimiz yerde terkedilmiş bir tesis yıkıntısı var. Karaya çıkıp etrafı geziyoruz. Deniz suyu çok temiz fakat kıyılar kirletilmiş. Hele bir de bunun gibi terkedilmiş baraka yıkıntıları olunca etraf daha da berbat görünüyor. Topluca bir yere atılmış yüzlerce şişe görüyoruz.Kıyıda atılmış tekne motoru dahi gördük.
Çevre genellikle çıplak arazi şeklinde. Sadece tesislerin etrafında biraz yeşillik ve ağaç mevcut. Tepeler hep çıplak. Fakat su çok berrak. Biz de bol bol yüzerek tadını çıkarıyoruz.
---------------------------