2016 - 2 SİLİVRİ - HOŞKÖY

11 Haziran 2016 Silivri den çıkış;



Deliksiz bir uyku ve sahurun ardından sabah 8 de Silivri'den demir aldık.

Rüzgar karşımızdan hafif esiyor. Hedefimiz Hoşköy.

Saat 11 gibi Marmara ereğlisini teğet geçiyoruz. Sağa bakarak geçen yıl burada yaşadığımız anıları tazeliyoruz.

Salmayı ilk olarak burada dibe vurmuştuk. Gece yarısı askerler tarafından demirlediğimiz yerden kovulmuştuk vb...

Tatsız gibi görünen ama bize ders veren küçük aksilikler...

Burayı geçince etrafımızda yunusları görmeye başladık. Geçen sene de bu civarlarda bize eşlik etmişlerdi.

Yolumuzu uzatmamak için sahile yanaşmadan direkt olarak hedefimize gidiyoruz. Fakat ilginç bir durum var; etrafta hiç gemi yok.

Halbuki Marmara adası yönüne baktığımız zaman , normalde her an üç beş büyük gemi görürdük. Ufuk hattı hiç böyle boş olmazdı.

Biz bu sakinlik üzerine konuşurken Tekirdağ tarafından portakal renkli bir gemi bizim tarafa doğru gelmeye başladı.Tekirdağdan Marmara adasına araç taşıyan feribot olduğunu düşünerek yolunu kesmemek için yavaşladık fakat o yine bize doğru geliyor. Tekrar dümen kırıp ona yol vermeye çalıştım fakat gemi ısrarla bize doğru geliyor. Hatta diyebilirm ki resmen korsan gemisi gibi önümüzü kesti. Tekirdağ tarafındaki bir iki gemiden başka etrafta hiç gemi yok. Geminin kaptan köşkünün kapısı açıldı ve dışarı çıkan birisi el kol hareketleriyle birşeyler söylemeye çalışıyor. Kafamız karıştı , 158 den sahil güvenliği arayıp durumu anlattık. Meğerse bu bölgede sismik araştırma yapılıyormuş. Bu nedenle bu bölge yasak bölge imiş. Bu gemi de ana gemiye yardım eden yani yol güvenliği sağlayan destek gemilerinden birisi imiş.

Bize el kol işareti yapan adam bu sefer elindeki telsizi göstererek işaret yapıyor, ben de telsizimiz olmadığını anlatmaya yönelik hareketler yapıyorum. Adam içeri girdi, çıktığında elinde megafon vardı. İngilizce olarak durumu anlatıyor ve Tekirdağ tarafına doğru yani geriye gitmemizi söylüyor.

Nihayet anlıyoruz ki etraftaki hareketsizliğin nedeni “Barbaros Hayrettin Paşa” araştırma gemimizin gerçekleştirmekte olduğu sismik araştırma faaliyeti imiş ve biz de cehaletimizin ve ihmalimizin sonucu olarak yasak bölgeye girmişiz. Halbuki yola çıkmadan önce “seyir, hidrografi ve oşinografi dairesi”nin web sitesinin kısa yolunu bilgisayarıma kaydetmiş ve zaman zaman burayı kontrol etmeyi kararlaştırmıştım fakat hiç bakmadım.

Adam megafonla gemiye yaklaşmamızı söyledi. Çok nazik konuşan birisi idi. Ama şunu düşünmeden de edemiyor insan; neden Türkçe konuşan bir personel koymazlar.

Gemiye olabildiğince yaklaştık. Sanki yanımızda 5 katlı apartman var. Balkondaki birisiyle konuşuyor gibiyiz. Bir yandan da sallandığımız için bize ürkütücü geldi. Koca gemi bizi altına alacakmış gibi...

Yaklaşınca muhabbetimiz daha kolaylaştı. Nazik bir dille bize teferruatlı olarak izah etti.

Bizim “Barbaros Hayrettin Paşa” arkasında 2-3 millik bir halata bağlı olarak 7 veya 8 tane iri balon çekerek Tekirdağdan Marmara adasına doğru seyir yapıyor. Bu nedenle bizim ileriye doğru devam etmemiz mümkün değilmiş. Tekirdağ'a dönmek bize gidiş geliş en az 2-3 saat kaybettirecek. Ben de geriye gitmeyip burada beklesem , Barbaros geçip gidince devam etsem olur mu diye sordum. Olur dedi fakat kendi gemisi de yanımızda beklemek zorunda imiş.

Kabul ettik. Yaklaşık 1 saat bu pozisyonda bekledik. Barbaros iyice gözden kaybolmaya başlamıştı. Bu arada Tekirdağ tarafından gri renkli ikinci bir destek gemisi yanımıza yaklaşmaya başladı. Megafonlu arkadaş bize bu gri geminin sağından doğru geçebileceğimizi söyledi. Teşekkür edip motoru çalıştırdık. İkinci gemiye yaklaştığımızda bir başka megafonlu arkadaş, ama bu sefer Türkçe olarak bize saydırmaya başladı. Nerdeyse dövecek. Neden yasak bölgeye girmişiz, derhal Tekirdağ sahiline dönmeliymişiz vb. Nazik olsa sanki günaha girer. İngilizce konuşan adamı gel de arama..

Çaresiz yönümüzü Tekirdağ tarafına çevirdik. Artık Hoşköy'e varmamız mümkün değil. Hava kararmak üzere. Halbuki biz bu akşam Hoşköy'de iftara Hasan Kaptan'a sürpriz yapacaktık. Şimdi Kumbağ limanına doğru gidiyoruz.

Limana girince herzamanki gibi diğer teknelerden uzak ıssız bir kenara yanaşmaya çalışırken resmi kıyafetli bir amca bize doğru geldi. Artık biraz tecrübemiz var, meselenin para olduğunu anlıyoruz. Çapayı henüz atmıştım. Bota binip amcanın yanına yaklaştım. Fiyatı sordum, eliyle 1 işareti yaptı. On lira istediğini zannettim fakat emin olmak için tekrar sordum. O tek parmak 100 TL demekmiş. İçimden sıkı bir YUH çekmek geldi. Daha önce yaptığım gibi bu para karşılığında hangi hizmetleri alabileceğimi sordum. Hiçbir hizmet yok. İnsan bari su, tuvalet vs. gibi basit şeyleri söyleyebilir. Bizim ki sadece para tahsili. Hizmet hakgetire...

Eşim böyle durumlardaki davranışımı öğrenmişti artık. Hemen çapayı alıp limanın dışına çıktık. Liman içi zaten güney rüzgarına açık. İçerde de dışarda da sallanacağız öyleyse neden 100 TL vereceğim ki?

Biraz ilerideki plajın önüne çifte demir atıp keyfimize baktık. Limanda giremezdik, burada denizin de keyfini çıkarıyoruz.

Eşim iftar için sofrayı hazırlarken ben de botla sahile çıkıp market alışverişi yapmayı düşündüm.

Sahile ulaşıp bottan inerken tökezledim ve 40-50 cm lik suya boylu boyunca serildim.Derhal yeleğimin cebindeki telefonu kurtarmak için hamle yaptım. Bu telefon da giderse herkes beni tefe koyacak. Suyla buluşan kaçıncı telefonum olacak bu... Hızlı şekilde pilini çıkarıp telefonu kurtarmaya çalıştım.

İnşallah bu sefer kurtarabilirim.

Hemen yolun karşısındaki marketin kapısına vardığımda halim pek komik idi. Üzerimden sular akıyor , ayaklarım kumlu. Bu vaziyette içeri giremem. Market çalışanı bayana rica ettim, istediklerimi kapıya kadar getiriverdi.

Tekneye dönüşte hanımın bakışları anlamlı idi. Küçük çocuklar vardır ya; iki dakika yalnız bırakmaya gelmez, üstünü başını rezil eder. Ben de onlar gibiydim. İki vertigo hastası denizciliğe heveslenirse olacağı budur. İnşallah yollarda vertigomuz nüksetmez.

İftar sonrası ıslak telefonu kuruttum ve topladım. Sonuç iyi. Problemsiz çalışıyor.

Bu moral ve yorgunluk ile sahura kadar rahat ve deliksiz bir uyku.

--------------------------------------------------

12 Haziran 2016 KUMBAĞ – HOŞKÖY



Kumbağ'dan sabah 8.30 da yola çıktık.

Bugün kısa yol alıp Hoşköy'de Hasan Kaptan'a misafir olmayı düşünüyoruz.

Yola çıktığımızda rüzgar hafif idi fakat Uçmakdere civarında hem rüzgar arttı hem de dalgalar kabardı.Bu bölgede genellikle böyle olduğunu duymuştum.

Dalgalar kabardıkça teknenin burnu suya girip çıkmaya başladı. Büyükçe bir dalgaya girdiğimizde önde bağlı olan botun içine su girdi ve botu tutan iplerden birisi koptu. Diğer ip te koparsa bot dalgalara karışacak ve onu kurtarmak bu havada çok zor olacaktı. Hemen dümeni eşime verip ön taraf koştum. Botun bir kısmı suya dalmıştı ve onu yukarı almak beni oldukça zorladı. Artık tedbiri artırıyoruz ve botu iki değil dört iple sağlama alıyoruz. Bu da bize yeni bir ders oldu.

Hoşköy'e öğle saatlerinde varıp limana girerken Hasan kaptan'a selamımızı verip eski bir tekneye bağlanıyoruz.

Hasan Kaptan teknesinde bozuk olan mazot pompası ile uğraşıyor.

Tamirci çağırmış fakat işi zor. Akşama kadar bu tamiratla uğraştılar.

Biz de bu arada köyü gezdik.

İftardan sonra teknemizin yanındaki çay bahçesinde çayımızı içtikten sonra Dondurmacı Veyis'in yolunu tutuyoruz.Adamın dondurmaları nefis.

3 top dondurma 3 lira. Biraz önce içtiğimiz bir fincan çay da 3 lira. Kıyaslama yaparsak dondurmanın emeği ve maliyeti çok daha yüksek. Hem de çok leziz. Bana kalırsa tercihimi hep dondurmadan yana kullanırım.Bu kadar reklamdan sonra işletme sahibini tanıdığımı düşüneceksiniz.Tanışmıyoruz; fakat doğruya doğru; adam işini güzel yapıyor. Biz de hakkını vermeye çalışıyoruz.Ellerine sağlık..

Sabah erken yola çıkacağız. Bu nedenle erken yatıyoruz.