10 Haziran 2016
Sabah 8 de Riva'dan demir alarak inşallah 3 ay sürecek deniz maceramıza başladık.
Eşim ve ben son bir haftayı yoğun hazırlık çalışmalarıyla geçirdik. Ben tekne hazırlıklarıyla uğraşırken , yaşam için gerekli tüm hazırlıkları da eşim yapıyor.
Ben geçen seneki Ayvalık seyahatimizde verimimizi düşüren problemli panelleri değiştirdim.Ön tarafa da bir miktar daha panel ilave ettim.
Bu sene biraz risk alarak benzinli motoru iptal edip montaj demirini dahi söktüm. İkisinin toplam ağırlığı yaklaşık 100 kg civarı geliyordu. Böylece önemli bir ağırlıktan kurtulduk. Geçen seneki tecrübelerimizden biliyoruz ki teknede lüzümsuz her ağırlık aleyhimize oluyor. Denizciliği bilen kişilerin bu kararımı doğru bulmayacağını tahmin ediyorum. En kritik anlarda yedek motor bulunması bazen hayati önem taşır. Bu riski ortadan kaldırmak üzere öncelikle ilk motorumuzun aynısı ikinci bir elektrikli motor ilave ettim. Böylece hem enerji tasarrufu yapacağız hem de aynı enerji ile biraz daha fazla yol alabileceğiz.
İlave olarak ikinci bir tedbir daha aldık; küçük portatif benzinli bir jeneratör satın aldık. Gerektiğinde bu jeneratörü devreye sokup enerji takviyesi yapabileceğiz. Bu iki tedbir sayesinde benzinli motorumuzun yerini dolduracağımızı düşünüyorum. İnşallah yanılmıyorumdur.
Ayrıca her iki motorumuzun da arıza yapma ihtimaline karşı elimizde mevcut olan 12 V luk iki elektrikli motorumuz daha var.
Yola çıkış için ilk belirlediğimiz tarih 12 haziran idi fakat önümüzdeki meteorolojik şartları inceleyerek yola çıkışımızı iki gün öne almayı tercih ettik.Teknemiz güneş enerjisi ile çalıştığı için rüzgar yanında bulut durumu da bizim için önemli bir faktör.Genellikle fırtına olunca zaten bulutlar da artıyor.
11 Haziran akşamı ilk torunumuzun 3. yaş gününü kutlayacaktık. Aynı akşam dünürüm de iftara davet etmişti. Pazar sabahı yola çıkmak iyi olacaktı fakat denizcilikte her şeyi hava durumu tayin ediyor. Eğer pazar günü yola çıksak muhtemelen boğazdan çıkar çıkmaz bozan havadan korunmak için uygun liman arayacak ve orada bir veya birkaç gün kalmak zorunda olacaktık. Yani İstanbul'dan çıkamadan ilk hapis durumunu yaşayacaktık. Erken çıkarak birkaç günlük güzel havadan istifade ederek hiç olmazsa Marmara'yı bitirmiş olabilirdik.
Dünürümden rica ettim, sağolsun iftarı 3 gün öne, çarşambaya çekti, torunumun doğum günü pastasını da iftardan sonra kestik. Perşembe akşamı da üç oğlum , iki gelin kızım ve iki torunumla birlikte bizim evde iftar yaptık.Herşey çok güzel oldu.Tüm ailenin bir arada olması çok güzel bir şey.
.. .......
İstanbul boğazına girene kadar Karadeniz'in kaba dalgaları bizi biraz salladı fakat boğaza girdikten sonra dalgalar kesildi ve akıntı bize destek olarak hızımızı artırdı. Normalde 4-5 mil olan hızımız bazen 7-8 mile kadar çıkabildi.
Üçüncü köprünün altından geçerken ülkemle bir kere daha gurur duydum. Muhteşem bir eser.
Boğazın iki yakası muhteşem güzellikler sunuyor yine... Çeşitli tonlarda yeşillikler ve renkli çiçekler açmış ağaçlar, tarih kokan muhteşem yalılar..
Nedense bu yalılar bende bir hüzün ve yalnızlık duygusu yaratıyor.
Dikkat ediyorum hiç bir yalıda canlılık yok.Yalılarda yaşayanlar hiç görüntüye girmiyor.Sanki yalıların çoğu terkedilmiş gibi. Çok çok parası olan süper zenginler bu yalıları satın alıp ayda alemde bir kere , dostlarına ve medya yoluyla herkese hava atma partileri yaparsa bu yalıları kullanıyorlar.
Herhalde yalıların keyfini hizmetkârlar çıkarıyor.
Halbuki; torunların ve evlatların bahçede cıvıl cıvıl koşuşturduğu bir görüntü ne kadar güzel olurdu. Ama ne mümkün. Çocuk dahi yapmıyorlar ki... Aileler artık 2 kişiden oluşuyor. Çoğunlukla da boşanıyorlar. Gençler dahi yalnız yaşamayı tercih ettiği için yeni yapılan binalarda bol bol 1+1 hatta 1+0 daireler satılıyor. Her bireye bir ev, her eve ayrı ayrı buzdolabı, televizyon , mobilya vs. vs.
Tüm paralar üç beş holdinge. Ne kadar güzel bir sistem?
Bir ay çalış, maaşı al, gelen 30 gün içinde aldığın paranın tamamını harca, yetmez biraz da kredi alırsın. Ay sonu gelmeden aldığın para fazlasıyla tekrar geldiği yere dönüyor. Peki biz niye 30 gün deliler gibi çalıştık? Nereye doğru gidiyoruz bilmem?
Neyse ki biz nereye gittiğimizi biliyoruz.
Allah nasip ederse hedefimiz Fethiye.
Kısmetse kelebekler vadisine ve dünyanın en güzel yerlerinden birisi olan Göçek koylarına ulaşmayı planlıyoruz. Gayret bizden...
Saat 11 gibi Sarayburnu'nu dönüyoruz.
3 saatte buraya gelmek hiç fena değil. Trafik çok tıkalı olduğunda arabayla buraya gelmek te bazen 3 saati bulabiliyor di mi?
Bizim teknenin en hızlı hali bu olsa gerek.
Saat 13 gibi Yeşilköy açıklarındayız. Uçaklar üzerimizden inişe geçiyorlar. En hızlı ile en yavaşın yolu burada kesişmiş oldu. Ama biz bedava gidiyoruz. Biraz hızlı yürüyen bir kişi bizimle birlikte gidebilir. Fakat biz 2 tonluk evimizi yanımızda taşımış gibi oluyoruz. Hem de masrafsız..Gönlümüzce..
Hava oldukça sakin.Buraya kadar rüzgâr hafif te olsa arkamızdan bize destek oldu.
Büyük çekmece gölü civarında rüzgâr tersine dönmeye başladı. Genelde olduğu gibi gölün önlerinde deniz çalkantılı olmaya başladı. Rüzgâr sertleşti ve karşımızdan geliyor. Hızımız 5 milden 4 e düştü.
Saat 16 gibi Güzelce önlerinden geçiyoruz. Yola çıkarken her zaman yaptığımız gibi şartlara bağlı olarak birden fazla hedef belirliyoruz. Bugün iyimser hedefimiz Marmara Ereğli'si idi.
Fakat bugün havanın kısmen bulutlu olması nedeniyle güneş panellerinden elde ettiğimiz enerji biraz düşük oldu. Öğleden sonra rüzgâr devamlı karşımızdan geldiği için dezavantajlı idik..
Bu nedenle Silivri'ye yönelmeyi tercih ettik. Risk almıyoruz.
Açıkta sahil güvenlik botu görünüyor. Bottan ayrılan küçük bir botla bize doğru gelen görevliler bir iki balıkçıyı denetledikten sonra bizi de durdurdu. Evraklarımızı kontrol ettiler ve yangın söndürücü ile can yeleklerini sordular. Hepsi fazlasıyla mevcut olduğu için rahatız. Bottaki personel teknemizle çok ilgilendiler. Anladık ki bizim tekneyi biraz da meraktan durdurmuşlar. Merak ettikleri şeyleri sorup cevaplarımızı aldıktan sonra teşekkür edip uzaklaştılar. Son derece nazik davrandılar. İçimiz ferahladı. Genelde yetkililerin üstten bakan tavırları bizi rahatsız ediyor.
Saat 19 gibi Silivri limanına giriyoruz.Limanda yavaşça bir tur atıp kimseyi rahatsız etmeden demir atabileceğimiz bir yer seçiyoruz. Liman ve benzeri yerlerde yavaş gidip dalgalarla diğer tekneleri rahatsız etmemek en önemli kurallardan biridir.
Genelde mümkün olursa ıssız köşelere demir atmayı tercih ediyoruz.
Demir attıktan sonra kıyıdaki kayalara da bağlanıyoruz.
Tekne yerini bulunca eşim iftar hazırlıklarına başladı.İkimiz de oruçluyuz.Yolculuk oruç açısından bizi hiç zorlamadı. Hava serin ve rüzgâr kuvvetli olduğu için iftarı kamarada yapmayı tercih ediyoruz.
Yemekten sonra çay bardağı elimde iken bir kaç kez uyukladım. Bardağı bırakıp derin bir uykuya dalmışım. Uykuya dalmak değilde bitmek gibi bir şey.. Vücudum pes etti sanki.. Birisi düğmeye bastı ve beni kapattı. Ta ki sahur için telefonun alarmı çalana kadar..
Çok güzel bir “ilk gün” oldu.
İnşallah hep böyle güzel devam eder..