2015 - 9 HOŞKÖY (TEKİRDAĞ ) - RİVA (İSTANBUL)

20 eylül 2015



Sabah 7 de yola çıkıyoruz.

Artık günler iyice kısalmış. Bu saatte dahi tam olarak gün ağarmamıştı. Tabiki normal bir durum bu... Çünkü yarın 21 eylül gece ve gündüzün eşit olduğu gün yani “gündönümü”.

Limandan çıkar çıkmaz çalkantılı deniz teknemizi sallamaya başlıyor. Bu çalkantı 3 saat kadar devam etti. İlerleyen saatlerde deniz sakinleşti. Marmara Ereğli ye yaklaşırken poyraz yerini hafif lodos a bıraktı. Bu sayede teknemizin hızı da biraz arttı.

Rüzgar hafifleyip deniz sakinleştiğinde etrafımızda yunuslar görünmeye başladı. Vakit ilerledikçe bize daha da yaklaştılar ve iki saat boyunca bize inanılmaz şekilde arkadaşlık yaptılar. İki gövdenin arasında bizimle birlikte, neredeyse altımızda yüzdüler. Dümen başında onları hemen önümde izleyebiliyorum. Eşim dışarda onlarla adeta sohbet ediyor. Neredeyse eliyle okşayabilecek kadar yaklaşıyorlar. Ona iyice alıştılar fakat ben dışarı çıkınca uzaklaşıyorlar. Ben içeri girince yine yaklaşıyorlar. Önümüzden yatay geçerken yan dönüp vücutlarının beyaz renkli alt kısımlarını bize gösteriyorlar. Adeta gülen gözlerle bize oyun yapıyorlar. Bu güzel anların bir kısmını videoya çekme imknı buldum. Limana yaklaşırken bize veda ettiler.



Öğleye kadar hava bulutlu olduğu için 1 saat kadar benzinli motorla yol aldık. Bu arada akülerimizi de biraz doldurmuş olduk. Öğleden sonra güneş açtığı için M. Ereğli limanına kadar güneş enerjisiyle devam ettik. M. Ereğli doğal limanına girişte sığlık fenerinin çok çok açığından geçiyoruz. Çünkü gidiş yolunda bu fenere yakın geçmiş ve salmayı ciddi şekilde kayalara çarpmıştık. Bu tür hatıralarımız bize ders oldu, artık her türlü sığlıktan uzak geçiyoruz. Hatta biraz abartıp epeyce uzak geçiyoruz. Giderken 5-6 kere salmayı dibe sürttük. Dönüş yolunda hiç olmadı. İnşallah eve kadar da hiç olmaz. Koydaki plajın sağ tarafında kıyıya yakın bir yere demirledik. Karşımızdaki bakımsız duvarların ardında sanki terkedilmiş gibi görünen askeri tesis benzeri yapılar var. Hava çok sakin olduğu için kıyıya halat bağlamaya gerek duymadık. Fakat emniyet için ikinci çapayı da attık. Tedbirli olmak her zaman iyidir. Şarköyde yaşadığımız demir tarama olayından sonra daha dikkatliyiz. Demir attığımız yerlerin erişte veya yosun olmamasını tercih ediyoruz. Kumluk ve balçık alanlar daha emniyetli oluyor...

Bu günlük bu kadar diye düşünmüştük fakat yanılmışız.

Gece saat 11 civarı tam uykuya dalmakta iken dışardan gelen düdük sesleri ile uyandık. Dışarı çıkıp etrafa bakındım. Sol tarafta oldukça uzakta birisi elfenerini bize doğru tutup sağa sola sallayıp duruyor. Herhalde karşıdaki tesistekiler bizim varlığımızı yeni keşfettiler ve bizi uyarıyorlar diye düşünüyorum. Havuzluğun ışığını yakıp hanımı da yanıma çağırdım. “ Gel, iki ihtiyarı da görsünler, bizden bir şey çıkmayacağını düşünüp giderler” dedim. Gerçekten fenerli kişi bir dakika sonra gitti.

Yarım saat kadar havuzlukta sohbet edip tekrar yatmaya gittik. Biraz sonra tekrar düdük sesi ile ayaklandık. Işığı yakıp tekrar havuzluğa çıktık. Bu sefer uzaktaki fenerli kişiden iki adet sert emir cümlesi duyduk. “ Burayı TERKET” “ Derhal TERKET” Başka bir şey söylemedi. El fenerini bize doğru tutup yakıp söndürüyordu. Anlamıştık ki buradan da bizi kovuyorlardı.

Çaresiz demirleri aldık. Seyir fenerlerini de yaktık.

İlk defa karanlıkta yol alacağız.Yan taraftaki plajın şamandıralarının 100 mt kadar açığından geçip sol taraftaki gidişte demir attığımız yere doğru yavaşça yol almaya çalışıyoruz. Fakat makûs talihimiz bizi yine yakaladı.Büyük ve erken konuşmuşuz. Plajın açığında yine dibe oturduk.

Hem salma hem de dümen palaları dibe saplanmıştı. Bu karanlıkta dalıp aşağıya bakmak ta pek kolay değil. Salmayı yukarı çekip ileri geri yumuşak manevralar yaparak bu sığlıktan kurtulduk.

Böylece M. Ereğli bizde iki kere sığlık hatırası bırakmış oldu. İnşaallah daha beteri olmaz. Sabaha kadar tedirginliğimiz geçmedi. “ TERKET” komutlarındaki sertlik hâlâ kulaklarımızda...

-----------------------

21 eylül 2015

Sabah erkenden M. Ereğliden ayrıldık. Artık bu kovulmalardan sıkılmıştık. Olabildiğince hızlı evimize varmak istiyoruz. 24 eylül günü kurban bayramı. Eşim arifeden önce varıp evi birazcık toparlamak istiyor. Artık bundan sonra benzin stokumuzu da kullanacağız. Yola çıkarken aldığımız 120 TL lik benzinin çoğu duruyor. Eve gidene kadar hepsini kullanabiliriz. Hem günler kısaldı hem de bulutlar arttı. Bugün de öğleye kadar hava kapalı geçti. Rüzgar da hep poyraz eserek aleyhimize çalışıyor. Biz de rüzgara karşı gitmek zorundayız. Bugün sabah güneş yok iken iki saat benzin motorunu çalıştırdık. Öğleden sonra güneş çıkınca akşama kadar elektrikle gidebildik.

Akşama doğru Floryada menekşe plajının yanındaki fabrika görünümlü binanın oldukça açığına demirledik. Yine birileri “yasak” der diye kıyıya fazla yaklaşmıyoruz.

Birkaç meraklı tekne dışında çok şükür bize kimse yaklaşmadı. Bazı tekneler yanımıza kadar gelip bizden bilgi alarak meraklarını giderdiler. Onlara bilgi vermek bizim de hoşumuza gidiyor. Özellikle Hoşköy de çocukların ilgisi çok hoşumuza gitmişti.

------------------

22 eylül 2015



Sabah 7 de yola çıkıyoruz. İlk bir saat deniz sakin iken daha sonra poyraz yine kuvvetleniyor. Fakat bugün gerekirse tüm benzin stokumuzu da harcayıp eve varmayı planlıyoruz. Öğleye doğru sarayburnuna ulaşıyoruz. Doğrudan Haydarpaşa tarafına geçip bundan sonra boğazın Asya kıyısını takip etmek istiyoruz. Gidiş yolunda Avrupa kıyısında çok yoğunluk vardı. Gezi tekneleri ve Turyol gibi tekneler bizi hayli zorlamıştı. Fakat Asya kıyısında da durum farklı olmadı. Özellikle Haydarpaşa önünde 3 Turyol teknesi ile bir büyük geminin arasında kaldık. Turyol teknelerinden birisi sağımızdan diğeri solumuzdan son sürat geçerek bizi aşırı dalgaya maruz bıraktılar. Biraz da meraktan herhalde; çok yakınımızdan geçiyorlar. Rüzgar tam karşımızdan geliyor ve daha da kuvvetlendi. Deniz çok çalkantılı. Artık hem benzinli hem de elektrikli motoru birlikte kullanıyoruz.

Hava çok bulutlu. Güneşten gelen enerjimiz oldukça düştü.

Benzinli motoru çeyrek güçte çalıştırıp elektrikli motoru sadece 300 watt ta çalıştırarak ona destek veriyoruz.

Bu seyahat esnasında yaptığımız deneylerde kabaca şu sonuca vardık. Tek bir motorla giderken motorun gücünü iki katına çıkartırsak teknenin hızı en fazla üçte bir artıyor. Yani 2 katı yakıt harcamamaıza rağmen ancak %30 hız artışı sağlayabiliyoruz. Örneğin çeyrek güçle 3 mil hız yaparken yarım güce çıktığımızda hızımız ancak 4 mile çıkabiliyor. İlk motorun gücünü artırmak yerine ikinci motoru devreye sokarsak daha fazla verim elde edebiliyoruz. Örneğin benzinli motor çeyrek güçte iken ( yaklaşık 1000w lık elektrik gücüne tekabül ediyor) 3 mil hıza ulaşırken , elektrik motorunu da devreye sokup sadece 300 wlık bir harcama yaparsak hızımız 4 mile çıkıyor. Bu deneyi hem benzinli motorla hem de elektrikli motorla birkaç defa denedim, sonuç hep bu yönde çıktı. Bu deneylerden elde ettiğim sonuca bakarak, büyük katamaranlarda olduğu gibi ben de teknemize ikinci 4 kw lık motoru eklemeyi düşünüyorum.

2016 mayısına inşallah sağ salim ulaşırsak daha uzun bir macera planlıyorum.

Saat 15 gibi üçüncü boğaz köprüsüne yaklaştık. Köprünün fotoğrafını dostlarımıza göndererek hedefe yaklaştığımızı bildirmek üzere “ hoş bulduk İstanbul” mesajı gönderdim.

Ama yine erken konuşmuşum.

Karadeniz üzerinde pamuk yığını gibi bulutlar belirmeye başladı. Kadı Hüseyin abimizin şarköyde bize yaptığı uyarıyı hatırlayarak tedirgin oluyoruz. Karadenize çıkarken hava sertleşmeye başladı.

On dakika içinde dalgalar 2-3 mt ye ulaştı. Denizdeki balıkçılar da bizim ters yönümüzde Poyrazköye doğru kaçıyorlar. Onlar bizim kadar tedirgin değiller. Giderken oltalarını sallamaya da devam ediyorlar.

Yolculuğumuzun son iki saati bu dalgalarla ciddi şekilde boğuşarak geçti. Allah bu son iki saatte bize biraz denizcilik dersi verdi. Seyahat öncesi aylar boyu internette seyrettiğim fırtınalı havada tekne kullanımı ile ilgili videolar gerçekten işime yaradı. Dalgaya binerken ve inerken dümen kullanımı konusunda epeyce pratik yapmış oldum. Ben çok tedirgin değilim fakat eşim son derece rahatsız. Bir ara poyrazköye dönmeyi teklif etti fakat yolun yarısında iken ileri devam edip evimize ulaşmayı tercih ettim. Geriye de dönsek aynı şartları yaşayacaktık. Dalgaları iskele baş omuzdan alarak 3,5-4 mil hızla gidiyoruz. Henüz teknenin burnu ciddi anlamda suya hiç dalmadı. Eğer yanımda tecrübeli bir kaptan olsa çok neşelenir ve dalgalardan aldığım dersin tadını çıkartabilirdim. Rivaya varmamıza kadar geçen bir saat eşim için çok zor geçti. Bir dostum 12 mt lik motoryatı ile Atinadan Bodruma eşiyle birlikte yaptıkları seyahatte kuvvetli bir fırtınaya yakalanmışlar. Tekne sallandıkça hanımı karaya çıkınca boşanacağını haykırıp durmuş. Allahtan bizim hanım o seviyeye gelmedi. Sabırla yolun bir an önce bitmesini bekliyor. Çok şükür ikimizin de inancı tam ve biliyoruz ki Allah ne zaman nasip ederse o zaman varacağız veya varamıyacağız. Hiçbir an kendimizi onsuz ve yalnız hissetmedik çok şükür.

Rivaya yaklaşınca bir kaç kere yönümü sahile çevirmeyi denedim fakat her defasında dalgalar yandan bizi hırpalıyor. Bu nedenle riva deresinin ağzını tam sağıma alıncaya kadar dönmemeye karar verdim. Elmas burnuna iyice yanaşıp ondan sonra dere ağzına yöneleceğim. İlave olarak; elmas burnunun poyrazı kestiğini biliyorum. Fakat beklediğim gibi olmadı. Rüzgar poyraz değilmiş demek ki. Yıldız veya biraz karayel gibi estiği için dereağzı da aşırı dalgalı idi. Dalgaları yandan almaktansa arkadan almak işimi kolaylaştırabilirdi.

Aküler artık bitmeye yaklaştı, bir ara gidip benzini kontrol ettim.Zor şartlar sebebiyle tahminimden fazla yakıt harcamıştık. Bir iki litre benzin kalmıştı fakat bizi eve kadar rahatlıkla götürecek yakıtımız vardı. Ayrıca az da olsa akülerimizde de kalan yola yetecek kadar enerjimiz vardı.

Elmas burnuna iyice yaklaşınca uygun dalgaları bekleyip hızımı artırarak sağa döndüm. Dalgalar şimdi arkamızdan geliyordu ve hızı artırdığım için bizi fazla rahatsız etmiyordu. Derenin ağzını tutturabilirsem sorun yok gibi görünüyordu.

Şimdi önümüzdeki tek sorun dere ağzında aşırı kabaran ve kırılan dalgaları geçmek idi. Dere ağızlarında oluşan alüvyon setleri nedeniyle bu tür yerlere girip çıkarken daha dikkatli olmak gerekiyor.

İnternette Yeni Zellanda kıyılarında çekilmiş pek çok “ bar crossing” videoları seyretmiştim. Orada oluşan dalgalar yanında bizimkiler oldukça küçük kalıyordu. Dalgalar arkadan ters bir şekilde vurup tekneleri alabora edebiliyordu. Bizim dalgaların oradakiler kadar iri olmadığını düşünerek kendimi rahatlattım ve hızımı maksimuma çıkarıp çok fazla risk yaşamadan ve teknenin kontrolunu kaybetmeden dereye girdik. Tonozumuza bağlandıktan sonra eşi dostu arayıp sağ salim gelişimizi haber verdik. Çok şükür bu maceramızı büyük sorunlar yaşamadan , tecrübemizi artırarak tamamladık.

Fakat bu son iki saat yüzünden eşimin gelecek sene için planladığımız Göçek seyahatimize

katılıp katılmayacağına dair şüphelerim oluştu. Önümüzde 8 ay var. İnşaallah bu süre içinde şu son iki saati unutur.



Şimdi; yorgunluğumuzu attıktan sonra; bu seyahatle ilgili bizim beyin süzgecimizde üstte kalan kısımlarını özetlemek istiyorum:



Seyahat öncesi internette uzun uzun araştırarak; bize benzer acemi denizcilerin yaptığı seyahatlerin anılarını bulmaya ve onlardan istifade etmeye çalıştım. Fakat dişe dokunur detaylı sayılabilecek herhangi bir yazı bulamadım. Bulabildiğim kısa kısa bir kaç yazıdan dahi oldukça istifade ettim.



Öncelikle ADB belgemi alabilmek için internet üzerinden eğitimimi tamamlayıp imtihan için randevumu aldım. İstanbul-Karaköy- Salıpazarındaki gemi adamları derneğinde girdiğim imtihanda 100 üzerinden 86 puan alarak belgemi almaya hak kazandım. İmtihan harcı olan 50 TL dışında herhangibir yere ödeme yapmadım. İnternet üzerinden eğitimi tamamlayıp ilgili derslerin sonundaki sınavları tamamlamadan esas imtihan için randevu alamıyorsunuz. Sadece randevu aşamasına gelebilmek için çeşitli yerlere başvurup 500-600 euro ödeyenler olduğunu biliyorum. Bu paraları ödemeye hiç gerek yok. Eğitimde öğreneceğiniz bilgiler zaten çok işimize yarayacak şeyler. En basit bilgi bile denizde çok işe yarayabiliyor.



Bu seyahatten bana kalan dersler şunlar:



1- Çapa çok önemli. Asla tek çapa ile yola çıkmayın. Çapalar konusunda internette detaylı bilgiler mevcut. İki farklı çapa bulundurmak çok faydalı olabiliyor. Hatta üçüncü çapa olarak uyduruk fakat işe yarayan bir şey dahi bulundurabilirsiniz. Hatta benim yaptığım gibi bu uyduruk üçüncü çapayı; çapasız kalan bir tekneye vererek onu rahatlatır ve yeni dostlar da kazanabilirsiniz. Benim şimdi Kara Biga da böyle bir dostum var.



2- Meteorolojiyi cok ciddi takip edin.



Tek bir kaynağa güvenmeyip bir kaç farklı yerden hava tahminlerini takip edin. Acemilik döneminde daima en yumuşak havalarda yola çıkın. Önünüzdeki saatlerde hava daha da sakinleşecek ise yola çıkın. Fakat asla birkaç saat sonra havanın bozacağını bilerek yola çıkmayın.

5 saat sonra geleceği bildirilen fırtına bir iki saat içinde gelebiliyor. Meteoroloji böyle durumlarda “pardon” demiyor. Siz çektiğinizle kalıyorsunuz. Örneğin “ accuwaether” sitesinin defalarca çuvalladığına şahit olduk.



3- Yola kiminle çıktığınız çok önemli. Fırtınalı havada eşiniz sizi boşamaya karar verebilir.

Yol arkadaşınız size güvenmeli ve kötü şartlarda size destek olabilmeli. Acemi bir kaptan olarak siz fırtına ile boğuşurken bir de yol arkadaşınızın şikayetlerine maruz kalabilirsiniz. Uzun seyahatler öncesi kısa deneme seyahatleri yaparak yol arkadaşınızı hazırlamaya çalışın.

Bizim ki gibi temeli sağlam ve birbirine güvenen çiftler için bu tür seyahatler müthiş eğlenceli ve zevkli olacaktır.



4- Seyahatiniz esnasında adında “ KUM” geçen her yerden uzak durun. Örneğin “kumburun” “ kumköy” “ kumbağ” gibi... Hatta artık ben “kumkapı”dan bile uzak durabilirim.

Sahil alçak ise yani dik yamaçlar yoksa oralardan uzak geçin. Yassı olan sahil şeridi denizin altında da sığlık şeklinde devam ediyor olabilir. İmkânı olanlar derinlik ölçme cihazı ve detaylı navigasyon haritalarına sahip olsunlar. Bizim salmamız seyyar olduğu için tekne gövdesini hiç bir yere sürtmeden atlattık. Bizim salmamız adeta sığlık sigortası gibi çalıştı. Gövde zemine değmeden önce ilk olarak salma dibe dokunduğu için bizi asıl tehlikelerden korumuş oldu. Salması seyyar olmayan yelkenli teknelerin çok dikkatli olması gerekir. Fiber tekneler gövdeyi çok kolay yırtıp su alma tehlikesi yaşayabilirler. Ayrıca GPS üzerinden konum denetleyen ve demirde iken konum değiştiğinde alarm veren sistemler de çok işe yarayabilir.



5- Yola çıkmadan dersinizi iyi çalışın.

Ben bu konuda kendime “ aferin” diyebilirim. Çünkü yola çıkmadan gideceğimiz güzergahı detaylı bir şekilde defalarca inceledim, girebileceğimiz muhtemel limanları koordinatları ile harita üzerine kaydettim. Rüzgarın değişebileceğini düşünerek alternatif limanları da tesbit edip kaydettim. Limanların girişlerini google earth den incelemek faydalı oldu. Bazı tehlikeli bölgeleri haritalardan incelemek faydalı olabiliyor.

Bu çalışmalar bizim çok işimize yaradı.



6- Acil durumlarda arayabileceğiniz telefon numaraları, web siteleri kolayca görebileceğiniz bir yerde mevcut olsun. Tehlike anında çantanıza dahi ulaşamama ihtimaliniz vardır. Özellikle sahil güvenlik tel. no.sunu (158) unutmayın. Acil durumda sahil güvenliğe ait web sitesine tek dokunuşla acil durum mesajı gönderebileceğiniz uygulamayı telefonunuza kaydedin.

Yola çıkarken çıkış saatinizi, hedefinizi, muhtemel varış saatinizi vb. Bilgileri eş dost veya çocuklara bildirin. Özellikle deniz tecrübesi olan arkadaşlarınızın tel. no.larını el altında bulundurun. Unutmayın ki “damdan düşen”in tavsiyesi daha kıymetlidir. Özellikle tekne batırmış dostlarınızın tavsiyelerini can kulağı ile dinleyin.



7- Seyahat esnasında günlük tutup bunları paylaşarak diğer insanların tecrübelerinizden istifade etmesini sağlayabilirsiniz.



8- Asla risk almayın. Alacağınız riskin karşılığı çok ağır olabilir.

Teknede ihtiyaçtan fazla can yeleği ve güvenlik malzemesi bulundurun.

Biz ne olur ne olmaz diye dalgıç elbisesi dahi bulunduruyoruz. Allah korusun acil durumda denize atlamak zorunda kalındığında iyi bir elbise üzerine giyilmiş iyi bir can yeleği uzun bir süre hayatta kalma imkânı verecektir.

İnternette yaptığım araştırmalardan öğrendim ki; tekneyi terketmek her zaman en son çare olmalıymış. Okyanuslarda tehlike anında terkedilen teknelerin çoğu günler sonra kendi halinde sapasağlam bulunmuştur. Tekne suya gömülse bile tekneye yakın durmak tercih edilmelidir.



Teknenizde palet , gözlük ve şnorkel bulunsun. Hatta mümkünse birden fazla bulunsun. Biz seyahatimiz esnasında birkaç kere bu malzemelere ihtiyaç duyduk. Bazen salmayı sıkıştığı yerden kurtarmak için, bazen çapayı kurtarmak için, bazen ise denize düşen bir şeyi alabilmek için palet ve gözlük çok işe yarıyor.

Yangın söndürücü, ilk yardım malzemesi gibi mutlaka bulunması gereken şeyler dışında fırtına çapası gibi faydalı ekipmanları da bulundurun.

Paraşüt çıpa da denilen fırtına çıpası çok kötü havalarda hayat kurtarabilmektedir. Bu konudaki bilgileri internet üzerinden öğrenebilirsiniz.

Teknenizde balıkçı tipi yağmurluk bulundurmanız da faydalı olacaktır.



9- Yalvararak istirham ediyorum !

Denizlerimizi ( karamızı da ) hiç bir şekilde kirletmeyelim.

Piyasadaki normal deterjanlar denizler için son derece zararlıdır. Doğal sabun veya deniz için özel üretilmiş deterjanlar kullanalım.



SON SÖZ;

Denizlerimizle tanışalım, kucaklaşalım ama kirletmeyelim.Tabiatın intikamı çok kötü oluyor.

Denizi ciddiye alalım, risk almayalım.

Temiz ve Saygılı olalım.

İnsana da, Doğaya da...

Suya da, toprağa da...



SENEYE DAHA UZUN BİR SEYAHAT HAYALİYLE; SAĞLIKLI, MUTLU HUZURLU KALIN. ALLAH'A EMANET OLUN.