15 eylül 2015
Kötü hava devam ediyor.
Biz de fırsattan istifade köyün tüm sokaklarını geziyoruz. Eski tek katlı evler çok şirin. Hele avluları tam bir yaşam mekânı. Anadoluda bu tip avlu ve içbahçelere “hayat” derlermiş. Neden hayat dediklerini tahmin edebildiğimi zannediyorum. İnsanlar yazın vakitlerinin çoğunu bu avluda geçiriyorlar. Bizim Riva daki evimizde de buna benzer bir ortam oluşturmaya çalıştık. Havalar kötü de olsa biz hep “ hayat” tayız. Mecbur olmadıkça eve girmiyoruz. Misafir dostlarımız da bizim çok sevdiğimiz bu veranda da oturup sohbet etmekten çok hoşlanıyorlar. Dostlarımızı özledik. Biran önce evimize kavuşup onlarla sohbetlerimize devam etmek istiyoruz. 9 gün sonra Kurban bayramı. İnşallah bayramda evimizde oluruz.
Fakat şunu da belirtmeliyim ki biz yola çıkarken bayramı teknede geçirme ihtimalini de kabullenmiştik. Denizin şakası yok. O bize uymuyor, biz ona uyacağız. İnatlaşırsak acemiliğimizin faturası pahalı olabilir.
Dün akşam yakınımıza bağlanan yelkenli tekne sabah 6 gibi çanakkale yönüne doğru limandan ayrıldı. Ardından uzun süre takip ettim.Lİmandan çıktıktan sonra adeta sarhoş birisinin yolda sallanarak yürümesi gibi ilk 10 dakika ne tarafa gideceğini kestiremedim. Bir sağa bir sola yönlendi. Daha sonra güneye doğru devam etti. Fakat sallantısı bize göre çok fazla idi. Eğer bu dalgada biz yola çıksak eşim mahvolur. Ben de ona katılabilirim. Deniz tutması bu tür zorlu seyahatlerde tam bir işkence olur. Son iki etabımızda eşim epeyce zorlandı. Deniz tuttuğunda sanırım herkes bir daha denize açılmaya tövbe eder. Fakat bizim hanım için hâlâ ümitliyim. Muhtemelen eve varınca hepsini unutup benimle birlikte gelecek yazın programını yapmaya başlar( İnşaallah) Aksini düşünmek istemiyorum. Onsuz seyahat zevksiz olur. Ben ondan biraz farklıyım, hevesim daha da arttı. Seneye projemizi daha da büyütmek istiyorum. Sloganım şu; “Karadeniz'den Akdeniz'e tertemiz seyahat!”
Riva dan yola çıkıp Fethiyede kelebekler vadisine kadar gitmeyi düşünüyorum.
Bizim garip teknemiz Göçek koylarında ne güzel görünür... Seneye bu işi muhtemelen daha ciddi yaparız. Kimbilir; belki bir TV kanalı için belgesel dahi çekebiliriz. Uzaklar 2 teknesi gibi... Onlar Antarktika'ya gitmişti, bizim hayallerimiz şimdilik Göçek koylarına ulaşabiliyor. Ama güneş enerjisi ile gidince bu mesafe daha da ciddiyet kazanacaktır.
İstanbul dan Ayvalık a kadar gittik. Dönüş yolunun da çoğunu geçtik. Harcadığımız yakıt 15 TL yi bulmaz. Yolda gördüğümüz yelkenlilerin çoğunluğu motorla gidiyordu. Sanıyorum yelken kullanmak çok kolay ve pratik bir şey değil. Yelkenli kaptanları kısa mesafelerde, uygunsuz havalarda veya üşendiklerinde hep motor kullanmayı tercih ediyorlar.
Bizim sistemimiz ise çok pratik. Kısa mesafelerde elektrik motorunun kullanımı benzinli motordan daha kolay. Benzinde ortaya çıkabilecek tutuşma tehlikesi, eksoz kokusu, aşırı titreşim gürültü gibi olumsuz durumların hiçbirisi elektrikli motorda mevcut değil.
Seyahat etmediğimiz günlerde elektrik o kadar fazla geliyor ki eğer teknemizde çamaşır ve bulaşık makinesi olsa onları dahi kullanabiliriz.
Hoşköy de dikkatimi çeken bir husu da köyde normalden çok fazla sayıda çöp konteyneri bulunması. Üzerinde Şarköy belediyesi yazan mavi renkli plastik konteynerler yanında ; üzerinde “ çevre bakanlığının hibesidir” yazan metal konteynerler ve Şişe Cam fabrikalarının sağladığı cam için özel konteynerler de her yerde göze çarpıyor. Bir sokağın fotoğrafını çektiğinizde en az 3-4 konteyner fotoğraf karesine girebiliyor. Nerdeyse her iki eve bir konteyner koymuşlar.
Maalesef bu çabalara rağmen Hoşköy kendine yakışmayacak kadar kirli bir köy. Çay ocaklarının bulaşık suları limana akıyor. Çay bahçesinde oturan insanlar yedikleri içtikleri şeylerin ambalajlarını oldukları yere atıyorlar. Her taraf pet şişe ve ambalaj poşetleri dolu. Hafta sonu sahildeki açık bir mekânda düğün vardı.Düğün yapılan yerin hemen önünde mevcut olan iki konteynerin etrafı çöp dolu idi. İnsanlar bir adım atmaya üşenip ellerindeki çöpü konteynere değil yere atmışlardı. Çöpleri temizleyen şişmanca görevli ertesi gün akşama kadar sadece düğün yapılan mekanın etrafını temizlemekle uğraştı.
Dün sabah su almak için çeşmeye gittiğimde çeşmenin dört yalağıda çöplerle dolu idi. Burada çekirdek çitletip çöpleriyle yalakları doldurmuşlar. Bunu nasıl yapabiliyorlar anlamam mümkün değil.
Biraz ileride , limanın güney tarafında meydan gibi genişçe bir yol var. Denizin hemen kenarı. İstanbuldaki Dolmabahçe sahilini anımsatıyor. İnsanlar arabalarıyla gelip denizi seyrediyorlar. Bu arada araç içinde içki içip çekirdek çitletiyorlar. Sabah oraya doğru yürüdüğümüzde manzara çok ilginçti. Yerde 6 tane bira şişesi ikili guruplar halinde duruyordu. Herkes bitirdiği şişeleri aracın kapısını açıp yere bırakmış ve çekip gitmişler. En fazla 10-15 mt uzaklarında iki tane çöp konteyneri boş duruyor.
Bu işi düzeltmek için nereden başlamalı bilemiyorum. Bir an için kendimi buranın “kaymakam”ı veya “ belediye başkanı” olarak hayal ediyorum. Deliliğim tutar şöyle anons yaptırırdım herhalde; “ Kaymakam bey bugün saat 9-12 arasında sahildeki plajda çöpleri toplayacaktır. İsteyen katılsın, istemeyen katılmasın! “
İnanmazsınız belki ama mutlaka buna benzer bir delilik yapardım. Ben ya akıllının delisi ya da delinin akıllısıyım. Hiç tereddüt etmeden yapardım. Bakarsın belediye başkanı da bana katılmış, ardından kalabalık bir vatandaş topluluğu da gelir. Köy tertemiz olur ve tertemiz kalır.
Türkiyemde bunları hayal etmek bile zor...
İki konuda çok ümitsizim; 1- Trafik 2- Çevre Temizliği.
Bizim arabamızın içi kirli sayılır. Hiçbir çöpü dışarıya atmayız. Bir poşet içinde toplayıp uygun zamanda çöp kutusuna atarız. Arkadaşlarımın arabası ise pırıl pırıl...Çünkü ellerine ne geçerse dışarıya atıyorlar. Evimiz arabamız tertemiz, sokağımız, çevremiz leş gibi... Bu nasıl bir temizlik anlayışı?
Neyse...
Akşam teknemizin bitişiğindeki çay bahçesinde çay içiyoruz. Garson kızımız çok güzel bir hanım( Bir de sigara içmeseydi...)
Hesabı istiyoruz, içeriye ödememiz gerektiğini söylüyor. Neden kendisi almıyor anlayamıyorun.
Çay ocağının bulunduğu plastik kulübeye giderek ödemeyi yapmak istiyorum. İki çay 1 TL. Böyle güzel iki çaya 1 TL vermek biraz ayıp oldu. Keşke daha fazla içseymişiz. İnşallah yarın akşam telafi ederiz.
Bu seyahatte beni memnun eden bir diğer faktör de “incir”
Dün çocuklar torunumun bahçede bizim ağaçtan incir yerken çekilmiş fotoğrafını göndermişler. Ben de buradan satın aldığım 2 kg incirin fotoğrafını yolladım yani incir savaşı başlattım.
Gerçekten bu seyahatte çok sevdiğim incire doydum. Hem gözüm doydu hem de midem...
Limandan çarşı merkezine 5 dakika yürüyoruz. Caminin yanındaki köşedeki seyyar satıcı her gün orada sepet içinde incir satıyor. Üç gün üst üste incir aldık. İlk gün kahve rengi, ikinci gün siyah üçüncü gün ise beyaz incirler. Küçük fakat bal yükü incirler...Nasıl memnunum anlatamam. Galiba son 6 ayda verdiğim 3-5 kiloyu incirler sayesinde geri alıyorum. İyi ki teknede baskül yok.. Kaç kilo aldığımızı göremiyoruz. Canımız sıkılkdıkça birşeyler yiyoruz.
Henüz dolapta yiyemediğimiz taze elmalar var. Onları da Şarköy deki seyyar satıcı bayandan almıştık. Kendi bahçelerinin meyvasıymış. Müthiş lezzetliler. Bir de Hoşköyden aldığımız siyah üzümler var. Dayanamayıp onların yarısını yedik.
Herşeyin tazesini ve doğalını yemek çok güzel oluyor. Bu güzel nimetler için Allaha şükrediyoruz.
Bugün yine Hasan Kaptan bizi ziyaret edip hatırımızı ve bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını sordu. Çay bahçesinde birlikte çay içtik.
Kadı Hüseyin de hergün telefonla hatırımızı, halimizi sormaya devam ediyor. Böyle insanlarla tanışınca “ insanlık henüz ölmemiş” diyorum fakat genele bakınca can çekiştiğini düşünmemek elde değil.
Allah iyi insanları çoğaltsın inşaallah...
-------------------------
16 eylül 2015
Öğleden sonra Hasan Kaptan denize açıldı. Kısmet olursa bize karides getirecek. Saat 5 gibi döndüler. Maşaallah bereketli bir av olmuş.
Karidesi tutmakla iş bitmiyormuş meğer...
Ayıklama işine ben de katıldım. İnceler, iriler, Jumbolar ayrı kasalara tasnif ediliyor. Tayfalar benim biraz sonra sıkılıp kaçacağımı düşünüyorlar sanırım. Fakat çok hızlı olamasam da son karidese kadar işi terketmedim. Birkaç kişi daha yardıma gelmesine rağmen akşam ezanına kadar ancak bitirebildik.
Karides ayıklarken de benim mühendislik damarım boş durmadı. Masa yüksekliği, kasaların konumları oturduğum taburenin yeri falan derken bir kaç deneme yaparak en hızlı yöntemi bulmaya çalışıyorum. Biraz sonra bu çabalarımın sonucunu alıyorum. Hem daha az yoruluyor hem de daha çabuk iş çıkarmaya başlıyorum. Biraz sonra Hasan Kaptan da benim yöntemi takdir edip uygulamaya başlıyor. Gerçekten çalışırken yapılabilecek ufak müdahelelerle işler daha rantabl olabiliyor. Burada bir kaç gün daha geçirirsem bu işi yarı otomatik hale getirecek elek , bant ve konveyör sistemi tasarlamaya başlarım herhalde.. Beyin boş durmuyor ki...
Karidesin işi uzun . Ayıkladıktan sonra yıkama, ilaçlama, kasalama, buzlama yapılacak. Ondan sonra en hızlı şekilde İstanbula nakletme işi var. Kaç para kazanacağın ise İstanbul piyasasında oluşan fiyatlara bağlı. Hasan Kaptan memnun. Şükrediyor.
Ayıklama işi, bitince teknemize döndüm. Ellerim üstüm pislik içinde. Bir saat temizlenmekle uğraştım. Biraz sonra Hasan kaptan bir kasa karides getirmez mi! Kaptan biz iki kişiyiz bu kadar karidesi ne yapacağız? Hasan kaptan karidesi nasıl haşlayacağımızı ve ayıklayacağımızı tarif etti.
Haşladıktan sonra yine bizi bırakmadı, ayıklama işini bize öğretiyorum derken zaten tüm kasayı ayıklamış oldu. Biz bir tane yapana kadar o 4-5 taneyi kolayca ayıklayabiliyordu. Karidesler bittiğinde dahi ben hızlı olarak ayıklamayı beceremiyordum.
Karidesler bitince çay ve sohbet faslımız başladı. Kaptanın hanımı da bize katıldı fakat biraz sonra hanımlar bizi terkedip çay bahçesinde başka hanımlarla sohbeti koyulaştırdılar. Biz de Hasan kaptanla geç saatlere kadar sohbeti koyulaştırarak devam ettirdik.
Bu seyahatte tanıdığım iki “insan” en büyük kazancımız olacak herhalde. Allah bu çeşit “insan”ları çoğaltsın “ diye dua ediyorum.
Allah onlardan razı olsun.
İlk defa gördüğün insanlara selam verip elini uzatmak ne büyük bir erdem.Dostluğumuz ,ilişkimiz daim olacak inşaallah.
17 eylül 2015
Sabah 8 gibi kalkıyoruz.
Biraz sonra çok sayıda tekne kısa süre içinde hareketlenip limandan ayrılıyorlar.
İlk gün “ video çekmek yasak “ diyen genç kaptan da yola çıkıyor. Sabah ona günaydın demiştim.. Giderken de ona el sallayıp “rastgele” diyorum. Bunları bilerek ve isteyerek yapıyorum çünkü bu insanların özünde , fıtratında olan iyi insanı uyandırmak amacım. O bana çok sert tonda konuşmuştu, ben ise ona farklı yaklaşarak bu sert suratın ardındaki muhtemel iyi insanı ortaya çıkarmak istiyorum. Elbette bu çaba çok basit bir şey. Fakat bazen bir “günaydın” bir kitap kadar etkili olabilir. Ola ki genç kaptan limandan çıkarken “ Yahu ben bu ihtiyara neredeyse küfür edecektim, adam bana günaydın deyip el salladı, bu ne iş ?” diye düşünmüş olsun. Neden olmasın? Ben bir tohum ekmeye çalışıyorum. Belki yeşeriverir. Ümitsiz olmak bize yakışmaz. İnşaallah gençler bizden daha iyi olurlar.
Hanım kahvaltı hazırlıyor. Akşamki karideslerin bir kısmını tereyağda pişiriyor. Kasap dükkanının kapısındaki kedi gibi bekliyorum. Bu seyahatin en kötü sonucunu dönüşte evdeki baskül söyleyecek sanıyorum.
--------------------
18 eylül 2015
Bugün minibüsle Şarköye gitmeyi planlıyoruz. Cuma günleri pazar kuruluyormuş.
Cuma namazını Hoşköyde kılıp hemen sonra minibüsle Şarköye gidiyoruz.
Pazar kurulan sokaklar oldukça uzun ve kalabalık. Biz daha çok giysilerle ilgileniyoruz çünkü uzun bekleme dönemlerinde temiz çamaşırlarımız azaldı. Yıkama imkânı çok az olduğu için bir kaç parça giysi daha alıyoruz.
Dönüşte yine minibüsle Hoşköye ulaştık. Minibüsler son derece kalabalık. Sanıyorum Cuma pazarının etkisi ile daha da kalabalıklaşmış.Yol üzerinde Hoşköye 6-7 km kala Mürefte limanını gördük. Bu limanda balıkçı tekneleri yok gibi. Galiba sadece amatör tekne ve yatlara hizmet ediyor.
Bir başka seferde kısmet olursa mürefte limanını ziyaret edebiliriz. Bu limanın dezavantajı yerleşim yerine uzak olması. Yürüyerek mürefte merkezine ulaşmak zor gibi görünüyor. Hoşköy limanı bu açıdan çok avantajlı. Köy ve liman içiçe. Halkı da limanla ve denizle bütünleşmiş.
Akşama doğru Hoşköyün kuzey tarafındaki sahilden denize giriyoruz. Dalgalar oldukça azalmış. Deniz girdiğimiz sahilde iki katlı yeni bir motel var. Galiba sezon bittiği için kimseler yok. Duş ve tuvaletleri açık bırakmışlar. Biz de bu olanaklardan istifade ediyoruz. Bu yeni motele bir yüzme havuzu ve bir iskele yapmış olsalar çok güzel bir tesis olacakmış. Hiçbir yerde tesisin adı yazmıyor.
Bu nedenle tesisin adını veremiyorum.
-----------------------
19 eylül 2015
Bugün yine rüzgar kuvvetli fakat gece yarısından sonra 3-4 gün sürecek sakin bir hava bekleniyor.
Yarın sabah yola çıkarak bayramdan önce evimize varacağız inşaallah.
Öğleye doğru tekneler limandan ayrılıyorlar. Hava rüzgarlı ve dalgalı fakat bize fazla gelen dalgalar onlar için normal sayılıyor.
Hasan Kaptan da karides için limandan ayrıldı fakat 10 dakika sonra geri döndü. Pervanesine çuval dolanmış. Dalıp çıkartmaya çalışırken ayak bileğini sakatlamış. Hemen şişmiş olan bileğinden dolayı ayağının üzerine basamıyor.
Balıkçılarda çok kötü olan bir alışkanlık var, ellerine geçen herşeyi denize atabiliyorlar. Organik olanlar neyse fakat her türlü ambalaj malzemesini de denize boca ediyorlar.
Bir gün önce Hasan kaptan teknesindeki makaraların bozuk olan rulmanlarını değiştirdi. Bozuk parçaları özenle toplayıp yakındaki konteynere attı. Konteynere çöp atan tek balıkçı Hasan Kaptan herhalde...
Öğleden sonra yapacağımız seyahati düşünerek noksanlarımızı tamamlamak üzere alışverişimizi yaptık. Aynı seyyar satıcıdan yine 2 kg incir aldık. İlk gün kilosu 2 tl olan incir ertesi gün 2,5 tl, daha sonra ise 3 tl olmuştu. Neyseki bugün son gün. Daha fazla zamlı fiyata maruz kalmıyacağız.
Akşam bir lokantada balık yemek istedik. Küçük bir aile işletmesi olan lokantada hangi balıkların mevcut olduğunu sorduk. Bayan bize istavrit ve palamut var fakat palamut pahalı dedi.
Halbuki limandan gemiler dolusu palamut çıkıyor hergün. Fiyatları sorduk. İstavrit 10 lira palamut 15 lira imiş. Kıyafetlerimiz bayana çok pejmürde görünmüş olmalı ki palamutu bize uygun bulmadı herhalde. Biz yine de palamut siparişi verdik. Genelde bu şekildeki küçük aile işletmeleri bizim çok hoşumuza gider fakat burasını beğenemedik. Masada su yok, su istedik bir tane küçük pet şişe getirdiler bardak yok. Limon istedik gelmedi. Masada ıslak mendil vs. de yok.
Yemekten sonra ellerimizi yıkamak istedik musluklardan su akmıyor. Sular kesik imiş. Şişeden birbirimizin eline su dökerek ellerimizi yıkayabildik. Müşkülpesent müşteri olmamamıza rağmen bu balıkçı lokantasından memnun olamadık.
Balıktan sonra tatlı niyetine dondurmacı “Veyis”ten dondurmalarımızı yedik. Nerdeyse her akşam buradan dondurma yiyoruz. Aldığımız kilolarda dondurmanın payı büyük. Veyis'in dondurması gerçekten güzel. Ben özellikle “damla sakızlı” dondurmayı çok beğendim.
Dondurmadan sonra kısa bir sahil yürüyüşü, ardından teknemizin yakın komşusu çay bahçesinde veda çaylarımızı içtik. Tekneye döndüğümüzde midemizde yer kalmamıştı fakat oburluğum üzerimde olduğu için biraz incir yemeden yatmıyorum.
Bahçemizde de küçük bir incir ağacımız var fakat günde en fazla 1-2 incir olgunlaşıyor. Onları da torunlara veya çocuklara yedirmeyi istiyorum. Biz dedelerimizin diktiği ağacın meyvelerini yemiştik. Torunlarım da benim diktiğim ağaçların meyvesini yesinler istiyorum.