2015 - 7 KEMER (BİGA) - HOŞKÖY (TEKİRDAĞ)

11 eylül 2015

Sabah 7 de kemer den yola çıktık.

Yola çıktıktan 10 dakika sonra dalgalar ve rüzgar bizi dövmeye başladı. Bir ayı bulan seyahatimizin en zorlu etabını geçiyoruz. İlk hedefimiz Şarköy e 21 km lik yolumuz var. Akülerimiz dolu. Gerekirse benzinli motorumuzu da devreye sokabiliriz.

Marmaranın ortalarına geldiğimizde eşim artık tahammül sınırlarına yaklaşmıştı. İlk defa bugün çaydanlık ve bardakların yuvarlandığına şahit oluyoruz.

  Dalgaları sancak baş omuzdan almaya çalışıyoruz. Dalgalar tam karşıdan gelirse teknenin burnu suya sert şekilde çarpıyor. Yandan gelirse de fazla sallantı yaptığı için eşim tedirgin oluyor. Elim sürekli dümende.

İtiraf etmeliyim ki ben kaptanların dümeni ayarlayıp başka şeylerle ilgilenebileceklerini düşünürdüm. Bu etapta neredeyse her dalgada dümene müdahele etmem gerekti. Birkaç saniye dümenle ilgilenmezsem rüzgar hemen tekneyi yan çeviriyor ve dalgalar yandan dövmeye başlıyor.

Eşim neredeyse “ ben eve dönüyorum” noktasına gelecek diye korkuyorum. Şarköye yaklaşırken büyük gemilerin oluşturduğu dalgalardan da etkilenmeye başlıyoruz. Hele ki biraz yakınımızdan geçen , üzerinde “RO RO” yazan oldukça süratli devasa bir geminin dalgaları bizi çok şiddetli salladı.

Saat 11 de Şarköy limanına ulaştık. Liman içi dolu. Küçük amatör balıkçı teknelerinin biraz açığına demir attık, kıyıya halatla bağlanmayı düşündük fakat biz çapamızı dahi atamadan bir teknede bulunan iki kişi pek de nazik olmayan bir şekilde uyardılar ve başka yere çekmemizi söylediler.

Nedense limanlardaki insanlar bize öncelikle hep olumsuz yaklaştılar.

En çok duyduğumuz kelimeler “YASAK” , “buraya çekme” “ başka yere çek” hatta bir tane de “ nereye çekersen çek ama buraya çekme” şeklinde idi.

Biz bu uyarıları hemen dikkate alıp uzaklaşmaya başlayınca fıtratlarındaki insani duygular ortaya çıkmaya başlıyor, ikinci ve üçüncü cümleleri biraz daha yumuşak oluyordu. Fakat biz kararımızı uygulayıp onları rahatsız etmeyecek bölgelere demir atıyorduk. Bir aylık seyahatimiz süresince sadece “ kadı hüseyin” den “selam” ve “hoşgeldiniz” kelimelerini duyduk.



Tekneyi limanın dışına alıp çift çapa ile sağlama aldıktan sonra şarköye vardığımızı bildirmek için Kadı Hüseyini aradım. Telefonu kapalı idi. Cuma namazından sonra o bizi aradı.. Şarköye vardığımızı duyunca çok memnun oldu. Bizi çok merak etmiş. Telefonunun pili bittiği için cevap verememiş. Telefonu şarja takınca hemen bizi aramış. Biz çıktıktan sonra denizin kötüleştiğini görüp tedirgin olmuş.

Akşama doğru bizi yine aradı. Kemer den bakarak şarköy üzerinde yükselen pamuk yığını gibi bulutları görmüş. Bizi yarın gelecek kuvvetli karayel rüzgarıyla ilgili uyardı, yağış gelebileceğini söyledi.

İyi ki sana rastlamışız be “kadı Hüseyin”. Yoksa bu bir aylık seyahatimizde insanlık adına tek bir olumlu hatıra olmayacaktı. Allah senden razı olsun.

Bu akşam senin bahçenin ürünlerini yedik. Herhalde bugün kulakların sürekli çınlamıştır çünkü sık sık seni andık.



-----------------------

12 eylül 2015



Geceyi liman dışında mendireğin diğer tarafında geçirdik. Önümüz plaj. Kıyıya biraz uzağız. Üşenip kıyıya halat bağlamadık. Çift çapa ile duruyoruz. Her gece olduğu gibi tedirgin uyuyoruz. Eşim veya ben sık sık kalkıp kontrol ediyoruz. Sabah yine erken kalktık. Sabah 6 gibi rüzgar yön değiştiriyor. Poyrazdan karayele dönüyor. Meteorolojiye göre fırtına yok. Fakat on dakika içinde Kadı Hüseyin'in uyardığı kuvvetli karayel başlıyor. Gözüm kerterizde. Çapa tarama ihtimaline karşı dikkatli olmaya çalışıyoruz. Rüzgar birden anormal kuvvetlendi. Adeta denizin üzerini süpürüyor. Bir anda kerterizin kaybolduğunu farkettim. İki çapa da taramaya başlamıştı.

Hemen eşimi uyandırıp dümene geçmesini istedim. Dışarı çıkıp çapaları çekmeye çalıştım fakat başaramadım çünkü çapa sanki ot dolu bir sepete dönüşmüştü. O kadar çok erişte toplamıştı ki çapa görünmüyordu. Bu ağırlığı yukarıya alacak gücüm ve zamanım yoktu. Hanıma tam gaz yol vermesini söyledim. Tekne hem rüzgarı yenip hem de çapaları çekerek sahildeki plaja doğru yol almaya başladı. Eğer bir kaç dakika geç kalsaydık mendirek kayalarına vurmamız kaçınılmazdı.

Çok şükür Allah bizi erken uyandırdı. Sahile yaklaşınca motoru çalışır vaziyette tutup çapaları temizlemeye çalıştım. Epey uğraştıktan sonra büyük çapayı tekrar atmayı denedim fakat motoru durdurduğumuz anda hemen taramaya başladı. Anladık ki bu durumda botu indirip sahile ulaşmam ve halat bağlamam mümkün olmayacak. Bu esnada eşimi teknede yalnız bırakmam gerekiyor ki geri dönmem gecikirse bu durum çok tehlikeli olabilirdi. Tekrar liman içine girmeye karar verdik. Sanırım dışarıda fırtına olduğu için bu sefer kimse alargada demir atıp kıyıya halat bağlamamıza ses çıkartmadı.

Biz bu sıkıntılarla boğuşurken oldukça büyük lüks bir yat liman girişinde çapasını kayalara taktı ve uzun uğraşlar sonucu kurtulabildi. Eşimin söylediğine göre ; kuvvetli rüzgar nedeniyle kayalara çarpma tehlikesinden kıl payı kurtulmuştu. Ben kendi derdimle uğraştığım için diğer tekneye hiç bakamamıştım.

Çok şükür hasar görmeden önemli bir ders daha almış olduk.

Erişte zeminde çapalarımız pek işe yaramamıştı. Erişteler çapanın ağzını doldurduğu için çapa tırnakları zemine tutunamıyordu. Bizim çapalar adeta çim kayağı yapmışlardı.

“Mutlaka karaya koltuk atın” diyen ustaların ne kadar haklı olduğu böylece ortaya çıkmış oldu.



Karayel bir saat daha ortalığı süpürdükten ve yağmur bizi sırılsıklam yaptıktan sonra saat 11 gibi tamamen kesildi. Rüzgar neredeyse sıfır gibi. Meteorolojik tahminler de bu gibi durumlarda pek işe yaramıyor. Genelde tahminler ortalama değerleri veriyor ve geniş alanlar için tahminde bulunuyor. Biz fırtına ile boğuşurken şarköy için anlık bilgi veren yabancı bir meteoroloji sitesi 5-6 km/s gibi ilgisiz bir değer veriyordu. Anlıyoruz ki meteorolojik tahminler %100 doğruluk taşımıyor. Bizim mgm.gov.tr sitesi dahi ilk 24 saat için %80-90 doğruluk oranı verebiliyor. Bazı yabancı siteler ise hiç güvenilmez. Biz en az üç meteorolojik tahmin sitesini takip etmemize rağmen yine de zaman zaman sıkıntı yaşıyoruz.

Saat 13 gibi Şarköy limanından ayrıldık. Saat 5 te Hoşköy limanına bağlandık. Farkettiyseniz ilk defa bağlandık diyebiliyoruz. Çünkü ilk defa Hoşköy'de demir atmadan kıyıya bağlandık.

Biz her yerde kovulduğumuz için boş olsada kıyıya bağlanmayı zaten düşünmüyoruz. Çapamızın dipte birşeylere takılması riskini göze alıp biraz açığa demir atıp mümkün olursa kıyıya halatla bağlanmaya dünden razıyız. Daha önceki tecrübelerimiz gösterdiki kimse rıhtıma bağlanmamıza müsaade etmiyor.

Biz demir atmaya hazırlanırken kıyıdan çocuk sesleri geliyor. Bir tane çocuk “selamün aleyküm“ diye yırtınıyor. Ben selam veren çocuğa “aleyküm selam” diye cevap veriyorum. Çocuk sevinçten neredeyse uçacak. Bir diğer çocuk dışarda duran eşime seslenerek “ abla gelin, buraya bağlanın “ diye bağırıyor. Çocuklar davet eder, babaları kovar diye pek ciddiye almıyoruz.

Fakat biraz daha sol tarafta rıhtımın boş yerinde duran üç adamdan birisi bize seslenip oraya bağlanmamız için davet etti.

Kadı hüseyin hoşköy'de dostları olduğunu söylemişti. Acaba diyorum; dostlarına telefon edip bizim geleceğimizi bildirdi de ondan dolayı mı bize yardımcı oluyorlar.

Bağlanma konusunda o kadar ümitsizim ki bağlanmak için uygun halatlarım dahi ortada yok.

Hemen aşağıya inip uzunca bir halat bulup kıyıya atlıyordum ki onlar hemen halatı elimden alıp ucunu bir çırpıda bağlayıverdiler. Bende diğer üç bağlantıyı yapıp hemen onlarla sohbete girişiyorum. Tahminim de yanılmışım “kadı hüseyin”i tanımıyorlar. Bu bizi daha da memnun etti.

Onlarla on dakika sohbet ettik. Bizi davet eden “ Hasan kaptan” imiş. Sohbeti ilerlettikçe bu seyahatteki ikinci dostumuzla tanıştığımızı anladım. Bizimle ilgilenip hatırımızı sordu. Teknemizle ve özellikle güneş paneli sistemiyle ilgili sorular sorup kartımı aldı. Biraz ileride teknesi olduğunu ve bir ihtiyacımız olursa memnuniyetle yardımcı olacağını söyleyip ayrıldı. Biz Hasan kaptanla teknemizin güneş sistemi hakkında sohbet ederken etrafımızda büyükler ve çocuklardan oluşan kalabalık bir gurup oluşmuştu. Teknemizin güneş enerjisi ile çalıştığını öğrenen herkes bize sorular soruyordu ve ben de hepsini cevaplamaya çalışıyordum. Hasan kaptan ayrılınca diğerleri de dağıldılar ve eşimle birbirimize bakarak gülümsedik.

Biraz sonra üç çocuk teknemizin yanından geçerken yüksek sesle bizi tebrik ettiklerini söyleyerek uzaklaştılar.

Aynı çocuklar biraz sonra geri dönüyorlardı ,ben kabin içindeyken dışardaki eşime “ Abla; valla sizi tekrar tebrik ediyoruz helâl olsun size... “ diye bağırarak geçtiler.

“Noluyor yahu” diyorum içimden. Hoşköy gerçekten “hoş” imiş. Helâl olsun hepinize...

Tüm sıkıntı ve yorgunluğumuz gitti. Burayı şimdiden çok sevdik. Daha da seveceğiz inşallah. İçimiz ferehladı...

Hava kararmadan yemeğimizi yedik ve “kadı Hüseyin in selam gönderdiği Resul beyin marketini bulduk. Tanıştık, sohbet ettik, alışverişimizi yaptık. Sahilde külahlı dondurmamızı yedik.

Dondurma gerçekten güzel idi.

Herzaman olduğu gibi yatsı namazını zor kılıp hemen uyuya kalmışım.

Ben akşamları çok kolay uyurum. Eşim ise biraz geç dalar. Bu nedenle gece 12 ye kadar genellikle eşim tekneye göz kulak olur. Herhangi bir durum olursa beni uyandırır. Gece yarısından sonra ise tekneyi koruma kollama nöbeti genellikle bana geçer. Genellikle gece yarısından sonra bir kaç saat uyanık oluyorum. Eskiden olsa bu durumdan şikayetçi olurdum fakat şimdilerde bu durumdan memnunum. Geç saatlerdeki bu zaman dilimini okuyarak ,yazarak değerlendiriyorum.

Bu saatlerde yeni projeler üzerinde çalışmak çok verimli oluyor. Gündüz 8 saatte bitmeyen işler gece 2-3 saatte hem de isabetli sonuçlarla bitiveriyor. Özellikle zor projeler üzerinde çalışanlara tavsiye ederim.

Allah'tan teknede televizyon yok. İstesek olurdu. Çünkü elektrik sorunumuz yok. Hatta; istersek bilgisayardan da seyredebiliriz fakat ikimiz de istemiyoruz. Telefondan haberlere bakıyoruz ,bize yetiyor.

Gece rahat uyuduk. Tekneyi bağladığımız rıhtım aynı zamanda dar bir yürüyüş yolu . Yolun diğer tarafı ise boydan boya çay bahçesi.Çay bahçesine uzaklığımız sadece bir kaç metre. Böyle olunca gece boyu yanımızdan yürüyerek geçen insanların yüksek sesle teknemiz hakkındaki yorumlarını duymaktayız.

Tabiki biz erken yattık diye böyle güzel bir tatil beldesindeki insanlar da erken yatmıyor.

Gece yarısı hafif bir sarsıntı ile uyanıyoruz. Bakıyoruz ki çocuklar tekneye misafir olmuşlar. Ağzımdan çıkan ilk cümle” çocuklar tekneye çıkmak YASAK” oluyor. Çocuklar “pardon abi” deyip gittiler. Sonra da söylediklerimden utandım. Hiç hoşlanmadığım “yasak” kelimesini hemen ilk cümlede kullanıvermiştim. Millet olarak “yasak” kültürü içimize işlemiş galiba.

İnşallah yarın çocuklarla ilgilenir telafi ederim diye düşündüm.

----------------------

13 eylül 2015

Sabah gün aydınlanırken uyandım. Namazdan sonra etrafı dolandım. Rıhtıma bağlarken ne kadar acemice işler yaptığımı farkettim. Teorik dersleri hatırlamaya çalışıp halatları düzelttim. Ne çok sıkı ne çok gevşek; teknenin salınımına imkân verecek şekilde düzelterek tekrar bağlıyorum.

Her gün tecrübemiz biraz daha artıyor. Acemiliğimizi azaltmaya çalışıyoruz.

Hanım da ikinci kaptanlık yolunda hızla ilerliyor. Ben huysuz bir öğretmen olduğum için Allah ona kolaylık versin. Bir aydır epey sıkıldı.

Hanımların teknede en önemli sorunu istedikleri gibi su bulamamak.Her bulduğumuz yerden botu dolduracak kadar 5 litrelik pet şişelerle su taşıyorum fakat kısa sürede tekrar su sıkıntısı baş gösteriyor.Çok sınırlı kullanmamıza rağmen çabucak bitiyor. Musluklarımızdan akan suyun kıymetini bilelim. Gerçekten büyük nimet.

Önümüzdeki bir hafta hava kötü olacak gibi görünüyor. Rüzgar hep kuvvetli kuzey-kuzeydoğu esecekmiş.

Hanım ; bir hafta burada beklemektense İstanbul'a gidip sonra gelmeyi düşünüyor. Hatta birlikte gidelim diyor fakat eminim benim tekneyi bırakıp gitmeyeceğimi tahmin ediyordur. Ben de onun beni bırakıp gidebileceğini tahmin etmiyorum. Fakat çocuklardan birisi bizi ziyarete gelirse onların peşine takılıp beni bir süreliğine terk edebilir. Dalgalı denizden çok etkileniyor. Dümene geçse dalgalı havadan bu kadar etkilenmiyecek belki fakat yanlış bir şey yapmaktan korkarak dümeni almıyor. Gerçekten haklı olabilir. Kuvvetli rüzgar ve dalga ile mücadele ederken dümene sürekli müdahele etmek gerekiyor. 5-10 sn.lik dikkatsizlikte teknenin hemen yan döndüğüne bir kaç kere şahit oldum.

Kahvaltıdan sonra sahil yürüyüşü yaptık. Market alışverişi sonrası tekneye döndük. Öğle saatlerinde çok sayıda tekne beşer onar dakika aralıklarla limana giriş yaptı. Bunlar gırgır denilen tekneler kadar büyük boylu değiller. 13-15 mt lik orta boy balıkçı tekneleri. Biraz sonra anladık ki bunların hepsi karides avından geliyor. Teknelerde özel yapılmış uzunca çuval benzeri aparatlar var. Sanıyorum karidesi bunlarla avlıyorlar.

Bu görüntüleri kaydetmek üzere video çekmeye başladım. Yanımıza yanaşmakta olan teknenin genç kaptanı kaba bir şekilde” video çekmek yasak “ diye bağırdı. Ben de çekimi sonlandırdım.

Yanaşma işlemini bitirip motoru stop edince” Kaptan, video çekmek neden yasak “ diye sordum. “yasak işte” diye cevap verdi. Anlamıştım; aslında yasak olan birşey vardı ama bu yasak bize mi onlara mı emin değildim. İçimden kendi kendime” müstehaktır bu YASAK sana “ dedim. Çünkü ben değil miydim dün gece tekneye  giren çocuklara “ yasak” diyen...

Balıkçıların psikolojisini anlamaya çalışıyorum. Galiba onlar barınakları kendi bahçeleri hatta evleri gibi kabullenmişler. Ben nasıl ki bahçeme izinsiz giren bir yabancıya kızıyorsam onlar da bize kızıyorlar galiba...

Değişik bir tekne... ve bir ihtiyar çift...

Bizi kovmadıklarına şükrediyoruz. Ama kaptan intikamını başka şekilde alıyor. Arabesk müziği sonuna kadar açıp saatlerce bize dinlettiler. Şarkıcı bey şöyle diyor;

“ Günahların benim olsun...

Senle yaşadım, senle bitti...

Olsun canım;

Olsun gülüm;

Olsun üzülme;

Canın sağolsun... “

Sizlerin de canı sağolsun balıkçı kardeşim; Git derseniz gideriz. Çık derseniz limandan da çıkarız

Neyseki bize git diyen olmadı. Onlar da yaklaşık iki saat süren işlerini tamamlayıp gittiler.

Hatta; ilk gün bağlanmamıza yardımcı olan Hasan kaptan akşam üzeri tekrar hatırımızı sorup birşeye ihtiyacımız olup olmadığını sordu. Moralimiz tekrar en üst seviyeye yükseldi.

Allah onların da hatırını soranları çoğaltsın...

Akşam rüzgar çok kuvvetlendi. Artık orta boy balıkçı tekneleri de limandan çıkmıyorlar. Büyük boy gırgır tekneleri sabah çıkmışlardı onlar da henüz dönmediler.

Hoşköy gerçekten çok şirin bir yer. Köy ile liman iç içe girmiş. Bu köyde balıkçılık ve bağcılık iki önemli iş kolu. Sahilden içeriye uzanan sokaklar ve evler çok doğal. İncir ağaçlarının dalları sokaklara taşmış, meyveleri yerlere düşmüş ezilmiş fakat uzanıp alamıyoruz. Halbuki kıyılarda ve mendireklerdeki sahipsiz ağaçlardan bolca yemiştik.

İlerideki ana caddede köşe başında sepetler içinde incir satan köylüyü görünce çok sevindik ve hemen 2 kg alıyoruz. Bir kilosu karnımı, ikinci kilosu gözümü doyurmak için... 2 kg . da siyah üzüm alınca buzdolabımızın meyve kapasitesi zaten dolmuş oldu. Sağolsun güneş enerjisi buzdolabımızı, aydınlatmamızı, şarj ve seyir aletlerimizi sorunsuz çalıştırdığı gibi seyahat etmediğimiz zamanlarda bol gelen enerjimizle elektrikli ocak, su ısıtıcısı,  ve  el aletlerini de sorunsuz kullanıyoruz. Bu açıdan teknemiz çok verimli...

Havalar uygun olsa eve üç günlük yolumuz var fakat yakın zamanda yola çıkabilme ihtimalimiz görünmüyor. Kurban bayramından ( 24 eylül 2015) önce eve varabilsek iyi olacak. Muhtemelen bundan sonraki etaplarda özellikle boğazı kuzeye doğru geçerken mevcut benzin stokumuzu da devreye sokacağız. Havalar hep bulutlu giderse başka çaremiz yok.

Gece yakınlarda düğün vardı. Bir yanda düğünden gelen kuvvetli müzik sesi, diğer yandan bitişikteki çay bahçesinin müzği, üçüncü olarak teknelerin birisinden gelen arabesk müzik...Hiç rahatsız olmuyoruz. Uykum geldiğinde mışıl mışıl uyuyorum. İlk defa sabah 6 ya kadar deliksiz uyumuşum. Eşim bir kaç kere kalkıp etrafı kontrol etmiş. Ben ise rıhtıma bağlı olmanın verdiği rahatlıkla derin bir uyku çekmişim. Müzik sesleri bana ninni gibi gelmiş. Ben evde de böyleyim. Televizyon çalışırken uyuyabiliyorum. Birisi televizyonu kapatırsa hemen uyanırım. Benim uykum da böyle değişik işte...

-------------------------------

14 eylül 2015



Bugün de deniz kötü. Kuvvetli poyraz devam ediyor. Çok büyük balıkçı tekneleri dışında tüm tekneler limanda duruyorlar. Bugün de Hoşköy'ün misafiriyiz.Yakınımızdaki çeşmenin suyu dün bütün gün kesik idi. Hanım bu durumdan tedirgin. Neyseki bu sabah sular akıyordu. Su stokunu tamamladım. Hanımın yüzü gülüyor şimdi.

Hiç şikayetçi değiliz. Bir yandan Kadı Hüseyin abimiz hergün arayıp hatırımızı soruyor. Diğer yandan Hasan Kaptan kardeşimiz hergün ihtiyacımızı soruyor. Allah onlardan razı olsun.

-----------------------------

15 eylül 2015

Kötü hava devam ediyor.

Biz de fırsattan istifade köyün tüm sokaklarını geziyoruz. Eski tek katlı evler çok şirin. Hele avluları tam bir yaşam mekânı. Anadoluda bu tip avlu ve içbahçelere “hayat” derlermiş. Neden hayat dediklerini tahmin edebildiğimi zannediyorum. İnsanlar yazın vakitlerinin çoğunu bu avluda geçiriyorlar. Bizim Riva daki evimizde de buna benzer bir ortam oluşturmaya çalıştık. Havalar kötü de olsa biz hep “ hayat” tayız. Mecbur olmadıkça eve girmiyoruz. Misafir dostlarımız da bizim çok sevdiğimiz bu veranda da oturup sohbet etmekten çok hoşlanıyorlar. Dostlarımızı özledik. Biran önce evimize kavuşup onlarla sohbetlerimize devam etmek istiyoruz. 9 gün sonra Kurban bayramı. İnşallah bayramda evimizde oluruz.

Fakat şunu da belirtmeliyim ki biz yola çıkarken bayramı teknede geçirme ihtimalini de kabullenmiştik. Denizin şakası yok. O bize uymuyor, biz ona uyacağız. İnatlaşırsak acemiliğimizin faturası pahalı olabilir.

Dün akşam yakınımıza bağlanan yelkenli tekne sabah 6 gibi çanakkale yönüne doğru limandan ayrıldı. Ardından uzun süre takip ettim.Lİmandan çıktıktan sonra adeta sarhoş birisinin yolda sallanarak yürümesi gibi ilk 10 dakika ne tarafa gideceğini kestiremedim. Bir sağa bir sola yönlendi. Daha sonra gü