29 ağustos 2015
Sabah ilk işimiz hemen bulunduğumuz yeri terketmek oldu. Karşıdan gelen sert poyraza karşı gitmek biraz zor oldu fakat poyrazda çok avantajlı olan bir önceki koya döndük ve kuvvetli rüzgar nedeniyle bu koydan birkaç gün çıkamadık. Poyraz birkaç gün boyunca şiddetini hiç azaltmadı. Birkaç gün sonra yiyecek ve su ihtiyacımızı karşılamak için Namık Kemal e gitmeye karar verdik. Rüzgar pek uygun değildi fakat stoklarımız bitmiş ve başka yerden temin edememiştik.
Gidişte rüzgarı tam karşıdan aldığımız için hızımız düşük oldu. 2 mil hızla gidip 5-6 mille geri döndük.
Tekrar aynı koya demir atıp sahile de bağlandık.
Bağlandığımız sahil tamamen çamlık. Görünüşe göre eskiden orman idaresinin mesire alanı imiş fakat terkedilmiş. Harabe halde metruk ev gibi bir yapı var. Çeşitli yerlerde musluklar ve yalaklar var fakat su yok. Her yerde gördüğümüz gibi burası da pislik içinde. Özellikle tüm sahiller pet şişelerin istilası altında.
Güzelim lüks teknelerden denize pet şişe ve çöp atıldığını görmek bizi özellikle kahrediyor. Hayatı boyunca bir kâğıt mendili dahi çevreye atamayan birisi olarak bu görüntü bana çok ızdırap veriyor.
Artık poyraz hiç aralıksız kuvvetli esiyor. Bir hafta boyunca teknemiz bulunduğu yerden ayrılamadı. Bol bol denize girip orman içinde yürüyüşler yaptık. Kitap okuyup, birşeyler yazıyoruz. Biz hiç sıkılmıyoruz fakat tatil için yanımıza gelmek isteyen çocuklarımızı arayıp gelmemelerini önerdik. Bu hapis hayatı onlar için çok sıkıcı olabilirdi. Bu şartlar altında 1 ve 2 yaşlarındaki torunlar ve anneleri için vakit oldukça zor geçerdi.
Ayrıca, bulunduğumuz yerde su ve yiyecek temini mümkün olmadı. Yürüyerek gidebildiğimiz bir yazlık sitede ise alışveriş yapacak bir yer bulamadık. Alışveriş için uzaklara gitmemiz gerekiyor.
------------------------------------------------------
30-31 ağustos 2015
Havayı biraz düzelmiş bulunca hemen yola çıkıp körfezin dışına , sarmısaklı kıyılarına gittik.
İki gece Badavut sahilinde kaldık. Middili'de çok ciddi orman yangınlarını seyredip videoya kaydettik. Aynı gün Ayvalıkta da orman yangını çıktı. Fakat devletimizin gücünü bu iki yangını kıyaslayarak daha iyi kavradık ve gururlandık. Bizdeki orman yangınına kısa sürede uçak ve helikopterler müdahale ederek birkaç saat içinde tamamen söndürdü fakat middili yangını iki gün boyunca devam ederek çok geniş bir orman alanını kül etti. Video kayıtlarımda da izleyerek gördüm ki midilli yangınına havadan müdahale çok etkisiz idi. En fazla bir veya iki helikopter görebildik. Yangın belki de deniz kıyılarına kadar silip süpürdükten sonra doğal olarak sona ermiştir.
Buradaki son gecemizi Namık Kemal'e yakın geçirip sabah dönüş yoluna çıkmak üzere Badavut tan ayrılıyoruz. Kuzeyden gelen rüzgar biraz fazla sertleştiği için Çıplak adanın uygun bir koyuna demir attık. Burada enerji depolayıp yarın sabah alışverişimizi yapıp yola çıkmaya çalışacağız.
---------------------------------------------------
1 eylül 2015
Sabah Namık Kemal e gidip market alışverişimizi ve su takviyemizi yapıyoruz. Ardından hemen dönüş yoluna çıktık. İlk durağımız Assos- Sivrice-Babakale civarı olabilir. Bu sefer Pınar adasıyla Cunda arasındaki kanaldan kesinlikle geçmeyip, adanın solundan geçerek Assos a doğru yol alıyoruz.
Geliş güzergahımızda 5-6 kere dibe sürttüğümüz için dönüşte karadan uzak gitmeye özen gösteriyoruz.
Başlangıçta rüzgar doğudan ve güneyden eserek bize yardım etti. Fakat ilerledikçe rüzgar kuzeye dönüp kuvvetlendi ve bizi zorlamaya başladı.
Fazla risk almadan Sivricede'ki minik balıkçı barınağına girdik. Balıkçıları rahatsız etmeyecek şekilde kıyıdaki Lokanta önüne demirleyip geceyi burada geçireceğiz.
Gece rüzgar yön değiştirip tekneyi biraz sarstı. Halatları uzatıp kısaltarak dalgaları yandan almamaya çalışıyoruz. Yavaş yavaş bu işi öğrenmeye çalışıyoruz.
Sivriceye gelinceye kadar bizi üzen tek şey göçmenlerin perişan hali oldu. Yazarak anlatılabilecek bir manzara değildi. Video çekmeye çalıştık fakat sallantıdan dolayı çok net çekimler yapamadık.
Aynı anda etrafımızda 3-4 botun denize açıldığını gördük. Üzerlerinde 50-60 kişi balık istifi dizilmişler. Çoğu kişinin üzerinde can yelekleri var. Botların boyu çok uzun, en az 6-7 metre ve hepsi de siyah renkli. Deniz biraz dalgalı olduğu için sıçrayan sular botun içine giriyor. Biz yolumuza giderken bir yandan da onları izlemeye devam ediyoruz. Bizden uzaklaşarak Midilliye doğru yol alan botlardan birisi bizden 1 km kadar uzakta hareketsiz kaldı. Birkaç kişinin bottan denize atladığını gördüm. Hemen sahil güvenliği arayıp kendi koordinatlarımızı vererek hareketsiz kalan botun bizden 1,5 km kadar uzakta midilli tarafında olduğunu anlatmaya çalıştık.
Karşıdaki görevli bize botun orta hattı geçip geçmediğini sordu. Biz bunu nasıl bilebilirdik ki?
Sanıyorum orta hattı geçince sorumluluk Yunan tarafına geçiyor olmalı ki böyle bir soru sordu.
Akşama doğru limandan çıkan bir balıkçı teknesi onbeş dakika sonra arkasında iki uzun siyah botla limana geri döndü. Video ile sahilleri çekerken kıyıda bir kaç Jandarmanın çok sayıda göçmenle sahilden yukarıya doğru yürüdüklerini gördüm. Pek çoğunun üzerinde can yeleği vardı. Galiba göçmenler bota binip yola çıkmak isterken Jandarmaya yakalanmışlardı. Jandarma botlarına el koyup limana çektirmişti.
Bu insanlar bu durumda ne yapar, jandarma ne yapar, içinden çıkılmaz bir durum.
Gece boyu bu insanların halleri gözümüzün önünden hiç gitmedi.
Allah bu zulmü başlatıp bu insanları evlerinden yurtlarından eden zalimlere lanet etsin. İçimden başka bir şey söylemek gelmiyor.
Her taraf Suriyeli, Iraklı, Afganistanlı göçmenlerle dolu. Hani bu memleketlere demokrasi götürmüşlerdi. Bu nasıl demokrasi ki girdiği yerden insanları çıkartıp denizlere döküyor.
Ege böyle, Akdeniz böyle, Okyanuslar böyle...
---------------------------
2 eylül 2015
Sabah kahvaltıdan sonra Sivrice den ayrıldık. Babakale ye doğru yol alıyoruz.
Dün yaşadığımız göç sahneleri tekrarlanıyor. Artık ıssız sahillere farklı gözle bakıyoruz.
Issız zannettiğimiz sahillerde ağaçların altında kümelenmiş insanları görüyoruz. Kıyıda ağaç altına gizlenmeye çalışılmış bir kaç siyah bot farkediyorum. Beş dakika geçmeden arkamızdan ve önümüzden çok sayıda bot denize açılarak midilli ye doğru yol almaya başlıyor. Deniz üzerinde aynı anda 6 tane bot görebiliyoruz. İçleri tıklım tıklım insan dolu. Videoya çekmeye çalışıyoruz. Dönüşte dostlarımızla bu görüntüleri seyredip onların da içlerini sızlatmaktan başka çare yok.
Biz İstanbulda iken göçmen kardeşlerimize karınca kararınca yardım etmekte idik. Fakat bu durumu yerinde görünce olayın vehametini daha da iyi anlamaya başladık.
Benim tecrübe edebildiğim kadarıyla şunu diyebilirim ki; büyük göç dalgalarından sonra dünya tarihinde köklü değişimler oluyor. Bulgaristan dan Türkiyeye doğru soydaşlarımızın büyük göçü neticesinde Bulgaristan doğu blokundan Batı blokuna savruldu. Ardından başlayan doğu Almanya, kafkas ve orta asya göçleri koskoca Sovyetler Birliğini darmadağın etti.
Şu anki orta doğu ve Afrika göçleri bakalım nasıl sonuçlanacak?
Bugünkü yolculuğumuz turistik geziden ziyade göçmenlerin sıkıntılarını gözlemleyerek geçti.
Anlatmak mümkün değil. Denizde botlar... Üzerlerinde İstanbul minibüsleri gibi tıkış tıkış erkekler, kadınlar, çocuklar...
Deniz üzerinde yüzen sırt çantaları, elbiseler, şambiyeller, can yelekleri... Birer ikişer değil. Bir günde yüzlerce gördük. Denizde gördüğümüz botların sayısı onlarca...
Eşim yüzen sırt çantalarından birisini kakıçla çekmeye çalıştı fakat çok ağır olduğu için alamadı.
Sahillerde çok sayıda kıyıya vurmuş can yelekleri görünüyor.
TV den seyretmeye benzemiyor... Göçmen kardeşlerimizin çektiği sıkıntıları içimizde hissediyoruz. Akşam üzeri Babakale yi dönüp bir saat kadar sonra Gülpınar limanının dış bölümüne demir atıyoruz.
Telefondan haberlere göz atıyoruz. Midilli belediye başkanı göçmenler için çeşitli çözümler öneriyor, sıkıntılarını anlatıyor. Benzer haberleri okuyup düşüncelere dalıyoruz. İkimiz de konuşmuyoruz. Dalgın dalgın sahillere bakıp düşünüyoruz. Artık beynimiz tatil modunda değil, başka boyuttayız.
Tam bu sırada bir dostumuzdan mesaj alıyoruz, fabrika sahibi bir dostumuzun suriyedeki bayisi olan kişi tüm zenginliğini ardında bırakıp Suriyeden kaçarak İstanbula göçmüş. Dostlarımız yardımcı olup bir ev kiralayarak döşemişler. Biz de elimizden geldiğince maddi destek sağlamak üzere çocuklarımızı haberdar ediyoruz.
-----------------------------------
3 eylül 2015
Sabah deniz çok sakin. Kahvaltıdan sonra yola çıkıyoruz. Hedefimiz Bozcaada veya Yeniköy.
Gülpınardan kuzeye giderken göçmen sahnelerine şahit olmayacağımızı tahmin ediyorduk. Fakat yanılmışız.Durum hiç değişmedi. Sahildeki uygun kıyılar insan dolu. Ağaçların altında siyah botlar hazır bekliyor.
Artık gözümüz denize değil hep sahillere bakıyor. Deniz süt liman. Son iki gündür güneyden esen rüzgar tamamen durdu ve deniz yüzeyi dümdüz oldu. Deniz yüzeyi sakinleşince denizdeki her malzeme görünür hale geldi.
Artık Bozcaadaya yaklaştık fakat hâlâ deniz yüzeyinde göçmenlere ait malzemeler yüzüyor. Herhalde güneyli rüzgar bu malzemeleri buralara kadar taşımış. Şu ana kadar bu malzemelerden hiç almamıştık fakat çantaların içinde ne olduğunu da merak ediyorum. Şimdi bazı malzemeleri hatıra olarak alıp videolarını da çekmek istiyorum.
Önce iki adet can yeleği önümüze çıkıyor. Ardından iki adet erkek eşofmanı, bir adet kadın mantosu ve Bodrumda karaya vuran Aylan bebeğin görüntüsü gözümüzün önünde iken denizden bir adet bebek montu alıyoruz. Bu montu kullanan bebek en fazla iki yaşında olabilir. Eşimle birlikte bir cesede rastlamamak için dua ediyoruz.
Bu sırada denizden oldukça ağır siyah bir poşet çıkartıyoruz. Videoya çekerek içinden çıkanları kaydediyoruz. 2 şişe su, bir paket hurma, yufka, peynir ve bir adet bayan saç tokası!
Allahım sen büyüksün. Bu insanlara yardım et.
Aklıma başka bir şey gelmiyor.
Biraz sonra deniz üzerinde büyük bir karartı, kısmen patlak kocaman , uzun , siyah bir bot.
Boyu en az 6-7 mt var. Yanına yaklaşırken içinde ceset olmaması için dua ediyoruz. Canlıya razıyız ama ölü olmasın.
Yaklaşınca görüyoruz ki; gerçekten çok uzun bir bot. Bizim tekne 8 mt boyunda. Botun boyu da bizim tekneye yakın. Çok şükür içi boş idi. Sanıyorum midilli sahiline ulaşan göçmenler polisin geri yollama ihtimalini ortadan kaldırmak için botu keserek denize bırakıyorlarmış. Gönlümüz de bu fikri kabullendi. Kötü şeyler düşünmek istemiyoruz. Bozcaadaya kadar deniz üzerinde malzemeler görmeye devam ettik. Artık bu malzemelerle ilgilenmiyoruz. Bebek montunu gördükten sonra artık söz bitti. Dua etmekten başka bir şey düşünemiyoruz. Bu duygularla Yeniköy barınağına yaklaşıyoruz. Bu günümüz de bu duygularla geçti. Yarına Allah kerim...
--------------------
4 eylül 2015
Sabah farkettik ki artık rüzgar kuzeyden yani karşımızdan esiyor. Meteorolojik tahminler de bunu teyid ediyordu zaten.
Bugün rüzgara karşı gideceğimiz için fazla yol alamayacağız. Çanakkale boğazına girersek uygun bir yere varamıyabiliriz. Biz de bu burumda Seddülbahir ve şehitler abidesine doğru gitmeye karar verdik. Saat 12 gibi Seddülbahir'e vardık. Son bir saatimiz boğazı geçen dev gemileri kollamakla geçti. Bu gemilerin yanında bizim 8 mt lik teknemiz toz zerresi gibi görünüyor olmalı.
Bu devasa gemilerin yoluna çıkıp onlara sıkıntı vermemek için bazen hızlı bazen yavaş ilerledik.
Çok şükür , hiç risk almadan ve onları da rahatsız etmeden karşı kıyıya vardık. Demir attığımız koy seddülbahir köyü sahili idi. Koy içinde de tehlikeli sığlık ve kayalıklar var.
Tam karşı tepedeki camiden Cuma salasının sesi geliyor. Ben de bu çağrıya uyarak Yahya Çavuş camiinde cuma namazını kılmaya gidiyorum. Namazdan sonra eşimle köyü gezdik. Sahile yakın tarihi kalenin restorasyon alanının yanından geçiyoruz. Tabelada dikkatimizi çeken bir uyarı var.
” Fotoğraf çekmek yasak” Restorasyon yapılan bir eserin fotoğrafını çekmek neden yasak olabilir ki? Anlamak mümkün değil...
Tarih kokan bu köyden teknemize biraz içme ve kullanma suyu tedarik ettik. Yol kenarında boş arazideki incirlerin tadına baktıktan sonra ayağımıza kadar gelmiş olan manav arabası bizi hayli sevindirdi. Taze biber, domates ve siyah üzüm aldık. Teknemize bunları taşıdıktan sonra yola çıkıp geceyi geçirmek üzere abideye yakın olan diğer koya demirledik. Bu koy kuzeye kapalı olduğu için geceyi rahat geçireceğimizi düşünüyoruz.